In: Eşcinsellik|Makaleler
21 Eki 2011Eşcinsellik tek bir durum değildir, birçok alt tipi vardır
Eşcinselliğin 12 alt tipi vardır. Bunlar;
A-Açık eşcinsellik
1-Gerçek eşcinsellik
2-Yalancı eşcinsellik
3-Eyleme vurulmayan eşcinsellik
4-Geçici eşcinsellik
5-Durumsal eşcinsellik
6-Cinsel fantezilerin eyleme vurulduğu eşcinsellik
7-Seks işçiliği şeklinde yaşanan eşcinsellik
B-Gizli eşcinsellik
8-Homofobik tutumlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik
9-Eşcinsel olma korkusu veya takıntısıyla kendini gösteren gizli eşcinsellik
10-Maçoluk veya aşırı erkeksi tavırlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik22
11-Aşırı çapkınlık yapma eylemleriyle kendini gösteren gizli eşcinsellik
12-Heteroseksüel olduğunu düşünme şeklinde kendini gösteren gizli eşcinsellik
In: Makaleler
21 Eki 2011Uluslararası tanı sistemlerine göre eşcinsellik 
Eşcinsellik birçok klinisyen tarafından farklı olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde klinisyenler arasında hastalık olmadığı, üçüncü bir cins olduğu ve tedavi gerektiren bir durum olmadığı düşüncesinin yanında; tamamen bir hastalık olduğu ve neredeyse zorunlu bir şekilde tedavi edilmesi gerektiği düşünceleri, konu ile ilgili kutuplaşmayı ve beraberinde de kaçınılmaz bir şekilde tartışmayı getirmektedir. Aslında konu bu alanda çalışanlarca bu şekilde birbirine zıt iki kutuplu bir yaklaşım olarak algılanmamaktadır. Algılansa dahi bu konudaki tartışmaları üslubu ve adabı ile yapmak bize ve kamuoyuna yol gösterici olabilir.
DSM-IV-TR ve ICD-10 gibi uluslararası hastalık tanı sitemlerinde eşcinselliğin ele alınışı yukarıda konu edindiğimiz kutuplaşmayı göstermesi açısından önemlidir. Eşcinsellik DSM-IV tanı sistemine göre, 1970’li yıllara kadar bir bozukluk olarak değerlendirildi. Bu hastalık kavramı insanoğlunun var olmasıyla 1970’li yıllara kadar eşcinsel insanlara istekleri dışında tedavi adı altında medikal, psikolojik ya da tamamen insanlık dışı uygulamaların yapılmasına bir gerekçe oldu. DSM-IV tanı sisteminde hastalık olmadığı kabul edilince eşcinsel insanlar ya da eşcinsel lobi büyük bir huzura kavuşmuş oldu. Sorun bu şekilde tamamen çözülmedi. Hâlbuki “eşcinsel olma veya olmama”, “eşcinselim ya da değilim” deme sorunu; hem toplum bazında hem de eşcinsellerin azımsanmayacak bir kısmı için halen devam etmektedir. ICD-10’nun eşcinsellikle ilgili yaklaşımı kanımızca daha doğrudur, terapistlere ve bu sorunu yaşayan insanlara daha yol göstericidir. ICD-10’nda eşcinsellik; F66 kodu ile cinsel gelişme ve yönelimle ilgili ruhsal ve davranışsal bozukluklar adı altında ele alınmıştır ve burada “sadece cinsel yönelim bir bozukluk olarak kabul edilmemelidir” ibaresi vardır. Homoseksüalite, heteroseksüalite ya da biseksüalite cinsel gelişme ve yönelimdeki kişi için sorunlu olabilecek farklılıkları belirtmek için kullanılmıştır. Ancak cinsel olgunlaşma bozukluğu, benliğe yabancı cinsel yönelim ve cinsel ilişki bozukluğu gibi durumların eşcinselliğe eşlik etmesi için, kişinin eşcinselliği ya da eşcinsel ilişkiyi yaşamayı bir sorun haline getirmesi gerekmektedir. Yani ICD-10’nun bu yorumuna bakıldığında eşcinselliğin bazı türlerinin ruhsal bir sorun olarak kabul edildiği görülecektir. Uluslararası tanı sistemlerini bir tarafa bırakalım, bir klinisyen olarak bu durumdan rahatsızlık duyan bazı insanların şayet kendileri istiyorsa tedavi edilmesi gerektiği ya da onların onarım tedavilerinin yapılandırılması gerektiğine inanıyorum.
In: Eşcinsellik
21 Eki 2011In: Eşcinsellik|Makaleler
21 Eki 2011“Şuh-u güzeşte var ki nice nevcivan (genç oğlan) değer.
Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.”
Hayali
1. MİT: Eşcinsellik normal bir durumdur ve biyolojik kökenli olduğu saptanmıştır.
Eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş ve ispatlanmış bilimsel bir veri mevcut değildir. Biyolojik faktörler eşcinselliğe yatkınlık konusunda bir rol oynayabilir. Ancak daha başka birçok psikolojik durumun varlığı bir gerçektir.
Araştırmalar psikolojik ve sosyal faktörlerin eşcinsel yönelimde büyük ölçüde etkili olduğunu göstermektedir. Erken çocukluk yaşantıları, taciz, kendi cinsinden akranlarının yanında kendini yetersiz hissetme cinsel kimlikte karışıklığa yol açabilir. Aynı zamanda kendi cinsel kimliğini sorgulayan bir genç, toplumda teşvik edilen eşcinsel özgürleşmesinin etkisinde de kalabilir.