Eşcinsellik gerçeği kabul etmelidir

Eşcinsellik gerçeği kabul etmelidir

Eşcinselliğin doğuştan gelen genetik bir durum olduğu savı uzun zamandır birçok klinisyen ve eşcinsel lobi tarafından topluma ve eşcinsellere dayatılmaya çalışılmaktadır. Oysa eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş bilimsel bir veri mevcut değildir. İsim babalığını sevgili dostum ve CİSED İstanbul Şube Başkanı Dr. Cenk KİPER’in yaptığı “Olmak Ya Da Olmamak” adlı kitabımızda hayat hikâyelerine yer verdiğimiz olgular, bu savın ne kadar asılsız olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

16 yıllık hekimlik ve terapistlik yaşamımda yüzlerce eşcinsel hasta gördüm, onlarcasının eşcinsel yönelim terapisini yürüttüm ve pek çok eşcinsel dostum oldu, büyük bir kısmının ortak noktası travma ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarıydı.

Travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarına sahip olan herkes eşcinsel olmaz. Ancak her eşcinselin travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantısına sahip olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Mevlana bir şiirinde diyor ki: “Cehalet insanı çirkinleştirir. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek bir cevabım var. Lakin bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye?” İnsanları diğer canlılardan ayıran en temel noktalardan biri kendi kaderini yazabilme güç ve kudretidir. Çünkü dünyada öleceğini bilen ve kendi kaderini yazabilen tek canlı insandır. Her şey bir harikulade bir düzen içinde devam eder. Çoğunlukla düzeni bozan insanoğludur, yerli yersiz konuşur, konuşulacak zaman susar, susacak zaman konuşur, haksızlık karşısında susar dilsiz şeytan olur. İlim âleminde kendi dalında otorite olan insanlar günlük hayatta az konuşup çok dinlerler. Onların zihni düşünmek ile meşguldür. Bu durum onların bilmediklerinden konuşamadıklarından değil, bilgeliklerindendir. Susmak, kendini dinlemektir. İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur. “Söz var astıra başı, söz var bitire işi” demiş Yunus Emre. Çoğu zaman susmak konuşmaktan daha zordur. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED)’nin eşcinsellik konusundaki görüşlerinin tam olarak ne olduğu anlaşılmadan eşcinsel lobi ve cinsellikle ilgili bazı dernekler tarafından acımasızca eleştirilmesi büyük haksızlıktır. CİSED olarak eşcinsellikle ilgili düşüncelerimizi ortak bir platformda birbirimize iletmenin bu konuda bir yaklaşım geliştirmek adına en doğru adım olacağını düşünüyor ve tüm dünya da birçok klinisyenin kabul ettiği ve ICD-10’da belirtildiği gibi eşcinselliğin bazı tiplerinin kişi isterse tedavi edilebileceğine inanıyoruz. Bu düşünceyi savunuyorken “Eşcinsellik Kader Değildir” adlı kitabıma karşı gösterilen tutumları bu nedenle doğru bulmuyorum. Böylesine olumsuz ve sert bir atmosferde eşcinsellik konusunda ülkemizde görüşlerimizi dile getirmek çok kolay olmamaktadır.

Eşcinselliğin bir hastalık olmadığını, psikoloji bilimi ya da eşcinseller adına, insan hakları ve özgürlükleri bağlamında savunurken, eşcinselliğin bazı alt tiplerinin tedavi edilebileceğini söyleyenlere veya eşcinselliğin bir hastalık olduğunu düşünenlere de neredeyse bir cadı muamelesi yapılması ve buna bağlı olarak bir linç psikolojisiyle hareket edilmesi açıklanması gereken önemli bir çelişkidir.

Başta Üniversitelerimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı, Sağlık Bakanlığımız ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığımız olmak üzere, medya ve sivil toplum kuruluşları, deve kuşu gibi başlarını kuma gömmekten vazgeçmeli ve eşcinsellik gerçeğini kabul etmelidirler. Çünkü eşcinsellik karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak, ülkemiz için iyi bir seçim olmayacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir