Katgori: Haberler
24 Kas 2009
| “beni güzel hatırla bunlar son satırlar farz et ki bir rüzgârdım esip geçtim hayatından ya da bir yağmur sel oldum sokağında sonra toprak çekti suyu” Orhan Veli |
|
Vücudumuzda her an işleyen sayısız mucizevî sistem vardır. İnsanın kendisi bir mucizedir. “… Kalpleri vardır bununla kavrayıp, anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler…” Araf Suresi’nde geçen bu cümle bu nedenle çok anlamlıdır. Kişi kendi mucizesinin farkında olmazsa; kendi hastalıklarını kendisinin yarattığının ve çözümünün de içinde olduğunun farkına varamaz. Aynı Hz. Ali’nin dediği gibi; “Senin ilacın sende olduğu halde bilmiyorsun. İlletin de gene sende olduğu halde görmüyorsun. Sen kendini küçük bir cisim sanırsın. Hâlbuki sende büyük âlem saklıdır, bilmiyorsun. Sen öyle apaçık bir kitapsın ki, gizli olan şeyler o kitabın harfleri ile meydana çıkar, okunur. Sen vücutsun, senin harice ihtiyacın yok. Sende mevcut olan şeyler, kitaba gelmez. Kâinat kitabında yazılı olan şeylerin hepsi senden çıkmıştır.”
Uzun yıllar süregelen bir çalışma sonucu ortaya çıkan bu kitabın tamamını okuyarak, yıllarca süren deneyimlerle oluşan birikime, kısa sürede sahip olma şansını yakaladınız ve “bilginin etrafına duvar örmeyin, bildiklerinizi paylaşın, paylaşırken öğrenmeye gayret edin, öğrenmek ve paylaşmak, sonu olmayan keyifli bir maceradır, öğrenmenin sonu ancak sizin belirleyeceğiniz bir noktadadır” sözünün gerçekliğini kanıtladınız. Çünkü paylaşılmayan bilginin hiç bir değeri yoktur, onu değerli kılan, paylaşmak ve paylaşılmasını sağlamaktır.
Bilgiyi ve bilmeyi Yunus Emre, şu şekilde tanımlamıştır:
“İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen bildiğini anlamazsan.
Ya nice okumaktır.”
Başta eşcinsellik olmak üzere, psikolojik sorunlar hakkında bilgi sahip olmak; sorunu yaşayan kişinin başa çıkma becerilerine ve mahrem çevresinin onu anlama kapasitesine katkı sağlar. Sıkıntı veren sorunlarla ilgili en kalıcı ve etkili bilgi ise, bu konu hakkında ki yaşam öyküleridir. Bu nedenle kitabımızda vaka deşifrelerine yer vererek, daha önce yaşanılan hayat tecrübelerinin ve bu tecrübelerden edinilecek bilginin kalıcı olarak yerleşmesini de hedefledik.Çünkü bilgi, en başta kişinin kendini bilmesi, insan olarak kendi var oluşunu sorgulaması ve yaşadıklarını anlamlandırabilmesi için gereklidir. Kendi varlığının bilincinde olmayan kişilerin, başkaları ve kendisi hakkındaki yorumları da sıkıntı verici olacaktır. Bu nedenle, doğru ve sağlıklı bilgiyi halka taşımada ve böylece kamunun çıkarlarını korumada bilim insanlarına önemli görevler düşmektedir. Gerçekleri ve bildiğini halka anlatmayan, halkın aydınlanmasını önemsemeyen bilim insanları, zaman içinde kendileri de cehaletin bir parçası olmaktan kurtulamazlar. Bunun yerine, bildikçe, bilginin sonsuzluğu karşısında ne kadar az şey bildiğinin aczi içinde alçak gönüllülüğü yeğleyen bilim insanlarına ülkemizin her geçen gün daha fazla ihtiyacı vardır. Galileo’nun dediği gibi; “Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli, hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder.” Bu farkındalık keyifli maceradır ve bu macera ilevermeye çalıştığımız mesajlar özet olarak şunlardır:
—Eşcinsellik kader değildir.
—Eşcinsellik bir hastalıktır, eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir.
—Eşcinsellik tek bir hastalık değildir, birçok alt tipi olan bir hastalıktır.
—Eşcinselliğin 12 alt tipi vardır. Bunlar;
A-Açık eşcinsellik
B-Gizli eşcinsellik
8-Homofobik tutumlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik
9-Eşcinsel olma korkusu veya takıntısıyla kendini gösteren gizli eşcinsellik
10-Maçoluk veya aşırı erkeksi tavırlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik
11-Aşırı çapkınlık yapma eylemleriyle kendini gösteren gizli eşcinsellik
12-Heteroseksüel olduğunu düşünme şeklinde kendini gösteren gizli eşcinsellik
—Gerçek eşcinsellik adını verdiğimiz alt tip bir hastalık olarak görülmemelidir. Bu nedenleeşcinsel yönelimden vazgeçip heteroseksüelliğe dönüşümü içeren bir tedavi de tıp ahlakına uygun değildir. Ancak toplumsal baskılardan dolayı varoluşunu yaşamakta zorlanan gerçek eşcinsellerin kendileri ya da yakınlarının, destekleyci terapi tekniklerini içeren bir tedavi almaları mümkündür.
—Eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik olarak tanımladığımız alt tipler tedavi edilebilir. Yani bu tipe giren bir eşcinsel arkadaşımız yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyuyor ve bunları değiştirmek istiyorsa, bunu başarabilir. Değişim için inanması ve istemesi yeterlidir. Çünkü her şey kişinin kendi elindedir; yenmekte, yenilmekte, başarmakta, başaramamakta.
—Ruh sağlığı profesyonelleri eşcinsel yöneliminden rahatsızlık duyan arkadaşlarımızı görmezden gelme eğiliminden vazgeçmelidir.
—Eşcinsel lobi gerçek eşcinsellerin haklarını ve varoluş mücadelelerini savunurken; yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyan ve değişim isteyen diğer eşcinsellerin tedavi arayışlarını da desteklemeli ve onlara “hain evlat ökkeş muamelesi” yapmamalıdır.
—Homofobi tanımı daraltılmalıdır. Eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanmasını referans noktası alanhomofobi, bir insanlık suçudur.
Bu saptamaları, inandıktan ve istedikten sonra başarmayı, çarenin içte olduğunu ve eşcinsellik gerçeğini reddedenler; kibirleri akıllarına galip gelmiş kimselerdir. Bu gibi insanlar gerçekten büyük bir acz içindedir.
Savaşın en kanlı günlerinden birinde, Mehmet, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altında oldukları bir gündür. Mehmet teğmenine koşar ve
—“Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?” der.
— “Delirdin mi?” der gibi bakar teğmen ve
—“Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma.” Der.
Mehmet ısrar eder. Teğmen:
— “Peki. Git o zaman” der.
İnanılması güç bir mucize gerçekleşir. Mehmet o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaşır, onu sırtına alır, koşa koşa sipere geri döner ve birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene eder. Sonra onu sipere taşıyan Mehmet’e döner ve
— “Sana, değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş.” der.
—“Değdi teğmenim” der Mehmet.
—“Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?” der.
—“Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için.” diyen Mehmet, arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarlar teğmene:
—“Mehmet, geleceğini biliyordum!” demişti arkadaşım. “Geleceğini biliyordum!” Bu nedenlesonsözler çok önemlidir. Çünkü insan yaşamının ve varoluşunun anlamı çok derindir. İnsanın varoluşu; hayatta kalma uğruna verilen o sefil mücadelede değil, inanmak ve isteminin gücünde yatmaktadır. Değişimi gerçekleştirmek için kişi göğsünde taş gibi bir yürek taşımalıdır. Bu yürek ruhsal sıkıntılara ve çöküşe doğru giden hayatı yok etme gücünü, kişinin kendisinde bulması anlamına gelir . Böylece yükselen yeni hayat kendine bir yer bulup serpilebilir.