Etiket arşivi: eş cinsellik nedir

Eşcinseller üzerinde cinsel baskı

Birçok insan, karşı cinsten kişilerle ya arasıra ya da sık sık, bazı durumlarda da yalnız kendi cinsinden olanlarla cinsel ilişki kurmaktan hoşlanır. Oysa bizim özel kültürümüz bu tür davranışı genel olarak kötü sayar ve şiddetlice cezalandırabilir. Sonuç olarak, aynı cinse karşı erotik bir cazibe duyanlar (bunlar nüfusun büyük bir oranını temsil ederler), kendilerini sınırlanmış, engellenmiş, alıkoyulmuş, ihbar edilmiş ve dava edilmiş, kısacası baskı altına alınmış bulurlar.

Bu baskı şimdiden kendi dilimizle başlayıverir, yani bu tür insanları «homoseksüel» diye adlandırarak. Bu sözcüğün herhangi bir insan için kullanılmasından ve günümüz kitaplarında yalnızca belli özgün alanlarda o şekilde kullanılmasından büyük ölçüde kuşku duyulabileceğini daha önce de belirtmiştik. (Aynı zamanda «Homoseksüel İlişkilere Giriş» bakınız.) Sorun, gerçek terimin çok temel biçimlere önyargıyla yaklaşmasıdır. Eski ve Ortaçağda aynı -cinsiyetten davranış için kullanılan terim her zaman duruma değil, temasın bir biçimine yönelikti- (Kulamparalık, Yunan aşkı, oğlancılık, vb.) Bu terimler, herhangi bir kimse tarafından işlenilen hareketleri tanımlıyor ve kişinin özel bir tipinin varlığını belirtmiyordu. Eş deyişle, bazı kimseler kulampara, Yunan aşkı, oğlancı olarak adlandırıldığı zaman, bazı yoldan çıkmış özelliklere katlanan bir adam gibi değil, belli şeyleri yapan bir adam gibi karakterize ediliyordu.

Continue reading

Eşcinsellik Nedir?

 

Psikoloji biliminin üç büyük öncüsü olan Freud, Jung ve Adler eşcinselliği patolojik bir durum olarak görmüşlerdir. Freud’la başlayan, erken dönemli bir yığın psikodinamik araştırma ve teori, eşcinselliğin doğuştan getirilen doğal bir durum olmadığını göstermiştir. Ancak bugün eşcinsellik birçok ülkede bir bozukluk olarak yer almamaktadır. Eşcinselliğin bir bozukluk olarak görülmemesine sebep olan herhangi bir yeni araştırma yapılmamıştır, profesyonellerin tartışmalarına son verip bu konuda son sözü söyleyen ise kapitalist sistemin dayattığı politikalar olmuştur. Aynı şekilde hoşgörü­süz bir imaj vermemek için dikkatli davranan hekimler ve entelektüeller de eşcinselliği normal kabul etmişlerdir. Fakat sokaktaki vatandaşlar için aynı şey söz konusu değildir, onlara göre bu durum hiç de normal bir eğilim değildir. Yani kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilen eşcinsellik; genellikle toplum tarafından kabullenilmeyen ve normal dışı bir unsur olarak değerlendirilen bir durumdur; çekirdekleri çocuklukta atılan, ergenlik çağında belirginleşen bir cinsel kimlik sapmasıdır; doğuştan gelmez ve genetik geçişi olan bir hastalık değildir. Ancak bu görüşe aykırı olan düşünceler de vardır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), eşcinselliği 70′li yıllarda hastalıklar ve rahatsızlıklar kapsamından çıkartmıştır. Benzer şekilde Amerikan Psikoloji Derneği (APA) da eşcinselliğin bir tercih olmadığını, doğal olduğunu ve değiştirilemeyeceğini açık ve net bir şekilde belirtmiş ve 26 Şubat 1990’da aşağıdaki deklarasyonu ilan etmiştir:

“Eşcisellik ne bir hastalıktır ne de moral bir yoksunluktur. Sadece toplumdaki bir azınlığın sevgiyi ve cinselliği ifade tarzıdır. Gayların ve lezbiyenlerin , ruhsal olarak sağlıklı oluşu birçok araştırma ile belgelenmiştir. Araştırmalar cinsel yönelimin temelinin yaşamın ilk yıllarında hatta olasılıkla kısmen doğumdan önce atıldığına işaret etmektedir. Eşcinselleri “Onarma” girişimleri psikolojik üniformaya bürünmüş sosyal önyargıdan başka bir şey değildir. Cinsellik ve cinsel yönelim, varlığımınızın temel unsuları olarak kişisel koheziflik duygumuzun ve dünyada rahat ediş düzeyimizin önemli belirleyicileridir. Eşcinselliğin bir hastalık veya ahlaksızlık olduğu varsayımı, bu azınlığa dahil bireyler için kendini ifade etme, sevme ve insanlığa bağlılığın en derin formlarını acı çektirici bir suçlanma ve kendinden nefret etme yoluyla bu an bir duygusal, sevisel ve spiritüel hapishane yaratır. Sağlıklı ve kendi insanlığı ile barışık heteroseksüeller, eşcinseller nedeniyle içsel tehdit yaşamazlar. Sağlıklı heteroseksüeller, eşcinselleri baskı altına alma gereği duymazlar. Sağlıklı heteroseksüeller eşcinselleri onarmaya kalkışmazlar. Bu gün toplumun karşısındaki esas mesele neden insanların birbirini belli bir şekilde sevdikleri veya bu sevgiyi aradıkları değil, nasıl olup da bazılarının sevmekte bu kadar yetersiz olduğudur.”

Yukarıdaki deklerasyonda eşcinsellik tek bir durum, yönelim veya hastalık olarak ele alınmıştır, oysa ki eşcinsellik 12 alt tipi olan bir hastalıktır ve bazı alt tipleri (eyleme vurulmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik) tedavi edilebilir.

Eşcinsellere verilen adlardan en çok kullanılanlardan biri yabancı bir dilden aktarılmış olan homoseksüel kelimesidir. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde homoseksüelin karşılığı ise; cinsel isteklerini kendi cinsinden kimselerle yatıştırmak huyunda olan kimsedir. Cinsel terslik olarak da adlandırılan eşcinsellik; erkek veya kadın olarak bir insanın libido yönelimi ve doyumu itibariyle yine kendi cinsine sevgi ve cinsel ilişki arzusu ile dönmesidir.

Eşcinsellik kapalı bir kutu gibidir. Kişinin eşcinselliği anlaması ve bu konuda kendisine ya da çevresindekilere yardımcı olabilmesi için öncelikle aydınlanması ve neden bu duyguları hissettiğini anlaması gerekir. Çünkü eşcinsellik doğuştan gelmez, genetik geçişi olan bir hastalık değildir, gelişimsel bir problemdir ve genellikle erken çocukluk yıllarında, çocuk ile aynı cins ebeveyn arasında yaşanan problemlerden kaynaklanır.

Heteroseksüel gelişimin sağlanmasında her iki ebeveynin ortak katkı ve desteği gerekir. Böylece çocuk, kendini karşı cins ebeveynden ayrıştırıp aynı cins ebeveyn ile özdeşim kurabilir. Bu özdeşim başarısız olursa, cinsel kimliğinin içselleştirilmesinde de başarısızlık meydana gelebilir. Yani baba veya anne yoksunluğu başta olmak üzere aile dinamiklerinin kişi üzerindeki olumsuz etkileri sonucu eşcinsellik gelişebilir. Cinsiyet özdeşimini başarıyla tamamlayamayan çocuk, sadece babasına veya annesine yabancılaşmakla kalmayıp hemcinsi akranlarından da uzaklaşabilir. Şu an ki bilimsel veriler eşcinselliğin genetik temellere dayanmadığını gösteriyor. Yani genetik olarak herhangi bir anormalliği olmayan bir insan, kadın veya erkek cinsiyetiyle doğar. Biyolojik cinsiyeti ve daha sonrasında gelişen cinsel kimliği, bir kaba benzetebiliriz. Çevresel etkiler bu kabın içindeki sıvının yalnızca yoğunluğunu değiştirebilir, özünü değil. Yani eşcinsellik özdeki heteroseksüelliğe aykırı bir duygulanım ve yaşantıdır.

 

EŞCİNSELLİK RUHSAL BİR BOZUKLUK MUDUR?

 

 

Eşcinsellik uzun yıllar, bir kimlik bozukluğu, hastalık veya sapıklık olarak algılanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) eşcinselliğin sapıklık veya sapkınlık olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlar, ancak normal bir davranış olduğunu da söylememişlerdir. Yani “eşcinsellik normal dışı bir davranıştır ama sapkınlık değildir” demişlerdir. Bu nedenle eşcinsellik halkta, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde hala tartışılmaktadır. Çünkü cinsel sapkınlık; cinsel açıdan sağlıklı olmama ve dolayısıyla normal olandan sapma durumudur, yani küçük çocuklara karşı hissedilen cinsel istek, her tür fetişizm, kişinin birlikte olduğu kişinin idrarını içmesi yahut dışkısını yemesi ve tüm bunların cinsel haz uğruna yapılması vb. durumların genel ismidir. Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik bir sapkınlık değildir.

Peki, eşcinsellik bir hastalık mıdır? Eşcinsellik alkolizm gibi bir hastalıktır. Ancak her alkol alan kişiye hasta diyemeyeceğimiz gibi eşcinsel arkadaşlarımıza da hasta demek doğru değildir. Yani “alkolizm bir hastalıktır, ama alkol alan kişiler hasta değildir” mantığında olduğu gibi; eşcinsellik bir hastalıktır ama eşcinseller hasta değildir. Kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir. Eşcinsel yönelimlerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden ve tedavi arayışında olan kişilere “hasta” denilebilir ve isterlerse tedavi olabilirler. Bugün, bazı biyolojik belirleyicilerin alkolizmin ortaya çıkmasında rol oynadığı görülmüş olsa da, alkolizm hala tedavi edilmesi gereken toplumsal bir problemdir. Eşcinsellikte tek bir yapı değildir, çeşitli alt tipleri vardır ve eşcinselliğin bazı tipleri tedavi edilebilir. Çünkü cinsel davranışlar, insanın kimliğinin sadece bir yönüdür. Kimlik, diğer insanlarla olan ilişkiler yoluyla sürekli olarak derinleşen, gelişen, hatta değişen bir yapıdadır.

Ruhsal bozukluk veya anormal davranış ise, göreceli kavramlardır. Zira öncelikle normalin tarif edilmesi gerekir. Yaşadığı toplumdaki kişilerin çoğunluğunun değer yargılarını benimseyen ve toplumun geneline uygun davranan birey “normal”, aykırı hareket eden birey ise “anormal” olarak adlandırılabilir. Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak ruhsal bozukluk olup olmadığını belirleyen en önemli etken ise; kişinin kendini nasıl hissettiğidir.

Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Yani ruhuna ve benliğine aykırı olduğu halde eşcinsel eylemlerini sürdürmek zorunda kalmak veya  dürtüyü kontrol edememek kişide ruhsal sıkıntı yaratabilir. Ayrıca eşcinsellik; özgür bir tercihin değil, genellikle çocuklukta yaşanan travmaların ve ihmallerin bir sonucu gelişen bir durumdur. Bu açıdan baktığımızda da, eşcinsellik ruhsal bir bozukluktur, bir cinsel eğilim bozukluğudur, bir cinsel kimlik bozukluğudur. Bu nedenle psikoloji biliminin eşcinsel yaşam tarzının ve toplumsal kimliğin sağlıklı olup olmadığını ayrıştırma, eşcinselliğin nedenini, yapısını ve tedavisini araştırmaya devam etme sorumluluğu vardır, olmalıdır, olacaktır. Bu bağlamda, kendi özgür seçimi ile eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkânı sağlamamak, “bu tedavi edilebilen bir hastalık değildir” demek gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur.

 

EFEMİNE OLMAK EŞCİNSELLİK DEĞİLDİR

Eşcinsellik kavramı birçok farklı eğilimi veya tanımı içinde barındırabilir. Türkiye’de eşcinsel denince, çoğu kişinin aklına ağır makyajlı şarkıcılar, travestiler, kırıtarak yürüyen ve kadınsı giyinip konuşan, dar blucinli genç erkekler gelebililir. Tabi bu durum bir kavram karmaşasını da beraberinde getirmektedir:

Travesti ve eşcinselin farkı nedir?”

“Efemine olmak eşcinsellik midir?”

“Kadın kıyafeti giyenler eşcinsel midir?”

“Kibar ve nazik olmak eşcinselliğin belirtileri mizdir?”

 

“Her iki cinse de ilgi duymak nasıl bir duygudur?” vb.

Heteroseksüel; karşı cinse ilgi duyan kişidir.

Eşcinsel; kendi cinsine ilgi duyan kişidir.

Lezbiyen; kendi cinsine ilgi duyan ve eyleme vuran (kendi cinsiyle ilişkiye giren) kadındır.

Gay ise; kendi cinsine ilgi duyan ve eyleme vuran (kendi cinsiyle ilişkiye giren) erkektir.

Biseksüel; her iki cinse de ilgi duyan kişidir.

Travesti; kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olan ve karşı cinsin giysilerini giymekten hoşlanan kişidir.

CD; karşıt cins kıyafeti giyen anlamına gelebilecek “crossdresser” demektir. Daha çok, ender olarak eşcinsel eğilim taşıyan, çoğunlukla heteroseksüel bir cinsel yaşamı olan ve travestiliği gizli olarak yaşayan kişiler için kullanılan bir terimdir. Ayrıca CD denilince, kadın kıyafeti giyen erkek akla gelir, kadınların erkek kıyafeti giymesi bu tanıma sokulmaz.

Eşcinsellikle transseksüellik aynı değildir, farklı kavramlardır. Transseksüel ; kendi biyolojik cinsiyetinden memnun olmayıp karşı cinse geçmek isteyen ya da geçmiş kişidir.

Homofobi; eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı mantık dışı kin, nefret ve aşağılama şeklindeki haksız yargıların beraberinde getirdiği, eşcinsellere şiddet uygulanmasını savunma veya şiddet eylemlerinde bulunmayı içeren davranış ve tutumlar olarak tanımlamaktadır. Yani referans noktası eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanması, şiddetin savunulmasıdır.

Efemine ise; Türkçe’de kadınsı anlamındaki kullanılan bir sıfattır ve bir erkeğe ait kadınsı nitelikleri betimlemek için kullanılır. Yani efemine olmak eşcinsellik değildir.

Ülkemizde halk arasında üç tür eşcinsellik tanımlamaktadır. Bunlar;

ibne

—aktif-pasif eşcinsel ve

gay şeklinde sıralanabilir.

Türkiye’de eşcinsellik kavramı genellikle penis-makat birlikteliği yani anal seks üzerine oturtulmaya çalışılmıştır. Bu kavramlaştırmaya göre “ibne” kelimesi, halk arasında götünü bir başka erkeğe veren ya da verdiği sanılan erkek olarak tanımlanmaktadır. Bu çok yanlış ve hakaret içeren toplumsal damgalama sonucunda, ibne olarak tanımlanan kişiler, eşcinsel ilişkilerde pasif ve kadınsı rolü üstlenmekte, suçlanmakta, aşağılanmakta ve alay konusu olmaktadır.

Kişilerin cinsel kimliklerini belirleyen ana yapı cinsel yönelimleridir. Yani kesin ve açık bir şekilde cinsel ilişkiye katılan bireyler sürekli olarak aktif, girici rolünü oynamaya devam ederken, diğeri pasif girilen kişi konumunda kalabilir. Pasif eşcinseller “erkekliğin yüz karası” olarak toplumdan dışlanırlar, aşağılanırlar, değersizleştirilirler, kınanırlar veya fuhuşa zorlanırlar. Ama erkeksi aktif eşcinseller, toplumsal ilişkilerde daha az sorun yaşarlar. Bu nedenle eşcinsel arkadaşlarımızın bir kısmı, eşcinselliği kimliklerinin veya kişiliklerinin bir parçası olarak kabul etmelerinden sonra, kendilerini kadınlarla özdeşleştirmekte ve sözde kadınsı nitelikleri içselleştirmektedir.

Gay kimliği Türk toplumunda var olan bir diğer eşcinsellik türüdür. Daha çok şehirli, Batı kültürüyle yakın ilişki içinde olan, maddi anlamda sorunu olmayan, doğru dürüst işi gücü olan, genç ve üst düzey eğitim almış kişilerde görülür.

Gay kelimesi 1950’li yıllardan itibaren özellikle Amerikalı eşcinsellerin kendilerini eşcinsel olmayan genel topluma ifade etmek için kullandıkları ve politik anlamı olan bir kavramdır.

 

Eşcinsellik

Eşcinsellik kader değildir.

Eşcinsellik bir hastalıktır, eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir.

Eşcinsellik tek bir hastalık değildir, birçok alt tipi olan bir hastalıktır.

Eşcinselliğin 12 alt tipi vardır. Bunlar;

A-Açık eşcinsellik

1-Gerçek eşcinsellik
2-Yalancı eşcinsellik
3-Eyleme vurulmayan eşcinsellik
4-Geçici eşcinsellik
5-Durumsal eşcinsellik
6-Cinsel fantezilerin eyleme vurulduğu eşcinsellik
7-Seks işçiliği şeklinde yaşanan eşcinsellik

B-Gizli eşcinsellik

8-Homofobik tutumlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik
9-Eşcinsel olma korkusu veya takıntısıyla kendini gösteren gizli eşcinsellik
10-Maçoluk veya aşırı erkeksi tavırlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik
11-Aşırı çapkınlık yapma eylemleriyle kendini gösteren gizli eşcinsellik
12-Heteroseksüel olduğunu düşünme şeklinde kendini gösteren gizli eşcinsellik

Gerçek eşcinsellik adını verdiğimiz alt tip tedavi edilemez ve bir hastalık olarak da görülmemelidir. Bu nedenle tedavisi de tıp ahlakına uygun değildir. Ancak toplumsal baskılardan dolayı varoluşunu yaşamakta zorlanan gerçek eşcinsellerin kendileri ya da yakınlarının, destekleyci terapi almaları mümkündür.

Eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik olarak tanımladığımız alt tipler tedavi edilebilir. Yani bu tipe giren bir eşcinsel arkadaşımız yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyuyor ve bunları değiştirmek istiyorsa, bunu başarabilir. Değişim için inanması ve istemesi yeterlidir. Çünkü her şey kişinin kendi elindedir; yenmekte, yenilmekte, başarmakta, başaramamakta.

—Ruh sağlığı profesyonelleri eşcinsel yöneliminden rahatsızlık duyan arkadaşlarımızı görmezden gelme eğiliminden vazgeçmelidir.

—Eşcinsel lobi gerçek eşcinsellerin haklarını ve varoluş mücadelelerini savunurken; yaşadıklarından ve hissettiklerinden rahatsızlık duyan ve değişim isteyen diğer eşcinsellerin tedavi arayışlarını da desteklemeli ve onlara “hain evlat ökkeş muamelesi” yapmamalıdır.

Homofobi tanımı daraltılmalıdır. Eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanmasını referans noktası alan homofobi, bir insanlık suçudur.