Etiket arşivi: eşcinsel terapisi

Eşcinsellik ve Terapi

Bildiğiniz gibi bu konuda dünyada 2 akım var, “gay affirmative therapy” / eşcinselliği onaylayan terapi ve “reparative therapy” / onarım terapisi. USA da NARTH (National Association for Research/Therapy of homosexuality) aktiv bir şekilde bu son zikrettiğim terapi tarzını uyguluyor ve vaka sunumlarından belirli düzeylerde başarılı oldukarını görüyoruz. Ayrıca “International Federation for Therapeutic Choice” adlı kuruluş dünyanın birçok ülkesinde “onarım terapisi” ni temsil ediyor. Yâni dünyada kabul görmüş böyle bir akım varken, bizde bundan söz edilmesi niye bu oranlarda “asabiyet” oluşturuyor ? Hepimiz acı çeken insanlara yardım etmeye çalışıyoruz, siz kendi doğrultunuzda bizde kendi doğrultumuzda. Biz sizin “onay” terapiniz konusunda niye sizin kadar heyecanlanmıyoruz, üstüne biraz tefekkür etseniz ? Vaka örnekleri veriyorsunuz ama bizde tam tersi örnekler verebiliriz. Onlarca insan internet üzerinden bize başvurup, “ya beni bu hâlden kurtarın ya da hayatıma son vereceğim” diyorlar ve bazıları kurtulamazlarsa bu son çareye başvuruyorlar. Peki o haliyle kalmak isteyen, varoluşu ile barışık olan insanlar size gelseler, olmayanlar da bize gelseler ne olur? Bu anlatmaya çalıştığımı biraz daha anlaşılır hale getirmek için NARTH da yayınlanan, eski bir “gay-activist”i Michael Glatze ile yapılan bir mülakat tan size küçük bir alıntı sunuyorum.

Continue reading

escinsellik-1

Eşcinsellik Açılımı

Vakit varken tomurcukları topla zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir…”

Ölü Ozanlar Derneği

 

Türk ruh sağlığı profesyonellerinin eşcinsellik hakkında kendilerine ait görüşleri olmalıdır ve taklitçilikten vazgeçilmelidir. Başta ABD ve AB ülkelerinden olmak üzere yurt dışı otorite destekli bilimsel yaklaşım iddiası (!), bazı kişileri ve kurumları nasıl böyle muhafazakâr ve tutucu kılabiliyor, üzerinde düşünmeliyiz. Yurt dışındaki otoriteler ve ülkeler eşcinsellik hakkındaki görüşlerini bilimsel verilere göre değil tamamıyla ideolojik yaklaşımlarına vekapitalist sistemin dayatmalarına göre oluşturmuştur. Bu sözde demokrat ve insan haklarına duyarlı ülkeler iki binli yıllarda Avrupa’nın göbeğinde yapılanSaraybosna katliamlarına, Filistin’deki katliamlara, sözde insan hakları adına sessiz kalabilmişlerdir. Eşcinselliğin bir hastalık olmadığını savunan uluslar arası kuruluşlar ABD’nin askeri üssü Guantanamo’da esirlere yapıldığı iddia edilen işkenceleri görmezden gelebilmişlerdir.

Continue reading