Etiket arşivi: Gerçek Eşcinsellik

Eşcinseller üzerinde cinsel baskı

Birçok insan, karşı cinsten kişilerle ya arasıra ya da sık sık, bazı durumlarda da yalnız kendi cinsinden olanlarla cinsel ilişki kurmaktan hoşlanır. Oysa bizim özel kültürümüz bu tür davranışı genel olarak kötü sayar ve şiddetlice cezalandırabilir. Sonuç olarak, aynı cinse karşı erotik bir cazibe duyanlar (bunlar nüfusun büyük bir oranını temsil ederler), kendilerini sınırlanmış, engellenmiş, alıkoyulmuş, ihbar edilmiş ve dava edilmiş, kısacası baskı altına alınmış bulurlar.

Bu baskı şimdiden kendi dilimizle başlayıverir, yani bu tür insanları «homoseksüel» diye adlandırarak. Bu sözcüğün herhangi bir insan için kullanılmasından ve günümüz kitaplarında yalnızca belli özgün alanlarda o şekilde kullanılmasından büyük ölçüde kuşku duyulabileceğini daha önce de belirtmiştik. (Aynı zamanda «Homoseksüel İlişkilere Giriş» bakınız.) Sorun, gerçek terimin çok temel biçimlere önyargıyla yaklaşmasıdır. Eski ve Ortaçağda aynı -cinsiyetten davranış için kullanılan terim her zaman duruma değil, temasın bir biçimine yönelikti- (Kulamparalık, Yunan aşkı, oğlancılık, vb.) Bu terimler, herhangi bir kimse tarafından işlenilen hareketleri tanımlıyor ve kişinin özel bir tipinin varlığını belirtmiyordu. Eş deyişle, bazı kimseler kulampara, Yunan aşkı, oğlancı olarak adlandırıldığı zaman, bazı yoldan çıkmış özelliklere katlanan bir adam gibi değil, belli şeyleri yapan bir adam gibi karakterize ediliyordu.

Continue reading

A-Açık Eşcinsellik

Açık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincindedir, cinsel yöneliminin nesnesi bellidir.  Toplumsal yargı ve baskılardan korksa da, bunalsa da ve bunu kendisi için sorun olarak kabul etse de; bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister ve uygun eş bulunca kendisine haz veren cinsel eylemleri olur.

Açık eşcinselliğin 7 tipi vardır:

1-Gerçek (Egosintonik) Eşcinsellik

Egosintonik (ego-syntonic) ego uyumlu eşcinsellik demektir, yani kişinin kendi tutum, eğilim, davranış ve dü­şüncelerini kabul edilebilir bulmasıdır. Eşcinsel eğilim, fantezi, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çekmeyen, bunaltı duymayan ve kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinselliğe uyum sağlamış kişilerdir. Kişi eşcinselliği kişiliğinin normal bir yansıması olarak kabul eder, eşcinsel eğilimlerinden rahatsız olmaz ve bu durumu yaradılışının doğal bir yanı olarak kabul eder.

Gerçek eşcinseller için, eşcinsellik kişinin duygusal, romantik ve cinsel hislerini, ayrıca sosyal kimliğini ve öznelliğini kapsayan bir yapıdır. Bu nedenle gerçek eşcinseller için eşcinsellik bir hastalık değildir, dolayısıyla tedavisi de söz konusu olamaz. Çünkü gerçek eşcinsellik, 1974’ten beri psikolojik ve ruhsal hastalık sınıflamasına göre bir hastalık olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle, gerçek eşcinseller için eşcinsellik normal bir durumdur ama toplumsal baskılardan dolayı varoluşunu yaşamakta zorlanan bu kişilerin kendileri ya da yakınlarının psikolojik destek almaları mümkündür. Ancak konu bilim yönünden hala tartışmalıdır ve gerçek eşcinselliğin normal olduğu tezi sadece bir iddiadan ibarettir ve bu teze dayalı açıklamalar ve hukuki düzenlemeler bilime değil, siyasete dayanmaktadır.

Gerçek eşcinselliği, diğer eşcinsellik tiplerinden ayırmak çok önemlidir. Çünkü gerçek eşcinsel, kendi isteğiyle de olsa, içselleştirilmiş homofobiyle de olsa, ailesinin ve toplumun baskısıyla da olsa değiştirilmeye çalışıldığında intihar etme potansiyeli taşıyabilir. Kişi hayatını anlamsız, kendisini çaresiz ve sorunlarının çözümsüz olduğunu düşünürse kurtuluşu ölümde arayabilir. Napolyon, Sokrat, Hitler gibi kimi ünlüler ve nice nice ünsüzler hayatın ağır yüküne tahammül edemeyip intihar etmişlerdi. İntihar davranışı için risk faktörleri arasında;

—cinsel yönelim ve kimliğini gizli tutma,

—içselleştirilmiş homofobi,

—eşcinselliğe yönelik olumsuz tutum ve önyargılar,

—açılma (coming out) sürecinde aile ve arkadaşlar tarafından destek görmeme,

—akademik başarısızlık ve fiziksel hastalığı olma,

—eşcinsel durumunu gizlemek amacıyla sağlık kuruluşlarına yeterince başvurmama, vb. sayılabilir. Ancak intihar davranışına zemin hazırlayan en önemli faktör hastanın içselleştirilmiş homofobisidir. İçselleştirilmiş homofobi yüzünden intihar eden gerçek eşcinsellerin yaklaşık olarak %80’inde son zamanlarda ölüm ve intihardan sık bahsetme rapor edilmiştir. Bu hayli önemli bir noktadır. Yani bir kişi intihardan bahsediyorsa ciddiye alınıp mutlaka yardım edilmelidir.

Gay veya lezbiyen olarak tanımlanabilen bu kişilerin çağa özgü bir sosyo-politik kimlik ve yaşam tarzları vardır.

Gerçek eşcinsellik, bilinç düzeyindeki ego ile bağdaşık olsa bile, benliğin derinliklerindeki katmanları ile asla uyum içerisinde olamaz. Çünkü eşcinsellik, kişinin kimlik bütünlüğünü sağlıklı bir şekilde oluşturamadığının bir göstergesidir. Gerçek benlikle yaşanan uyumsuzluğun göstergesi olan belirtiler, er ya da geç mutlaka kendini gösterecektir. Bu nedenle eşcinselliğini kabullendiği halde bu konuda sıkıntı duyan kişi terapiye başvurmak isterse, çalışılması gerekebilecek konular genelde 4 başlık altında toplanabilir:

—Eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları.

—Aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar.

—Eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler.

—Toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar.