Hasta Kime Denir?

Katgori: Eşcinsellik|Makaleler

21 Eki 2011
Hasta kime denir?
Tüm eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir. Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla ruh ve beden sağlığının bozulması durumuna hastalık denir. Ya da hastalık, beden veya zihinde meydana gelen, rahatsızlık, dert ve görev bozukluğuna yol açan belirli bir anormal duruma verilen isimdir. Bazen terim yaralanma, sakatlık, sendrom, semptom ve normal yapı ve fonksiyonun anormal çeşitlerini kapsayacak biçimde geniş bir anlamda da kullanılır. Rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza kelimeleri de hastalığın diğer adlarıdır. Hekime başvuran ya da hekim gözetiminde olan kimse anlamında kullanılan hasta sözcüğü ise atalarımız tarafından dilimize sokulan ve farsça anlamı bıçakla yaralanmış adam olan sözcüktür. Türkçe karşılığı ise sayrı’dır. Sağlığı bozuk, marazlı anlamlarında ilk kez 14. yüzyılda Türkçede rastlanmaktadır. Kişinin bedeni ve ruhundan birinin rahat olmaması kadar geniş bir anlamda kullanılmakta olan hasta sıfatı, çok görece anlamları karşılayabilmesi ile geniş spektrumlu insani sıfatlardan biri olma özelliğini de taşımaktadır. Dengesiz, ruhsal dengesi bozuk, yaşadıklarından huzursuzluk duyan ve değişim için bir hekime başvuran kişiye hasta denir. Yani eşcinsel yönelimlerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden ve tedavi arayışında olan kişilere “hasta” denilebilir ve isterlerse bu kişiler tedavi edilebilir.
Eşcinsellikte tek bir yapı değildir, çeşitli alt tipleri vardır ve eşcinselliğin bazı alt tiplerine girenler tedavi arayışındadır ve isterlerse tedavi edilebilirler. Bu bağlamda, kendi özgür seçimi ile eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkânı sağlamamak, “bu tedavi edilebilen bir hastalık değildir” demek, gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur.
Eşcinsel yönelim birçok farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Egosintonik dediğimiz kendisiyle ve benliğiyle uyumlu gerçek eşcinsellik tipine giren bir kişi, eşcinsel kimliğinden memnundur, kendisini böyle kabul etmiştir ve duygu, düşünce ve eylemlerinden rahatsızlık duymaz. Bu kişiler zaten cinsel kimliklerinde bir sorun olmadığı için değişim ve onarımı içeren bir tedavi arayışında da olmazlar. Kimse de onları tedavi olmaya zorlayamaz. Çünkü gerçek eşcinsellik tüm dünyada bir hastalık olarak kabul edilmemektedir. “Ben hasta değilim, eşcinsel bir yaşamı sürmekten mutluyum, keyifliyim” diyen bir insana “hasta” demek çok ama yanlıştır, bu kişilere “hasta” diyenler kendilerinin hasta olabileceği gerçeğiyle yüzleşmek zorundadırlar. Kendini eşcinsel olarak kabullenemeyen ya da kabullenmekte zorluk çeken yalancı, geçici ya da eyleme vurmayan eşcinseller de vardır ve bu kişiler tedavi arayışı içersindedirler ve tedavileri mümkündür ancak terapistlerin kimseye zorla, istemediği halde “sen tedavi olmalısın” deme gibi bir hakkı da olamaz. Ama kişi isterse kendine “hasta” sıfatını yakıştırabilir ve tedavi talep edebilir.
“Tedavi” diye kastedilen eşcinsel istek ve arzuların geçmesi değil; bu istek ve arzuyu yaratan bilinçdışı çatışmaların çözümlenmesi, huzurlu ve mutlu bir hayatın oluşması, ikili yakın ilişkilerin düzenlenmesi ve sağlıklı bir cinselliğin yaşanmasıdır. Yani arka planda yatan bataklığın kurutulması gerçek tedavidir. Bataklık tedavi edildiğinde cinsel yönelimde zamanla değişecektir. Bütün mesele, kişinin şikate ettiği belirtileri ortadan kaldırmak değil, bu belirtileri yaratan etmenleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü sadece belirtileri ortadan kaldırmaya çalıştığımıza başarısızlık genellikle beklenen bir durumdur. Bataklıktan kurtulmak için o yüzden deriz ki; “şikâyet ettiğiniz belirtiler birer sivrisinektir, bunları öldürebiliriz ama yenisi gelecektir, değişik sinek türleri de vardır.” Bunun üzerine “o zaman gelin birlikte bu bataklığı bulalım, bu bataklığa isim koyalım, bataklığı kurutalım, şimdi bu bataklığı besleyen nehirler var, içimizde akan nehirler, etrafımızda günlük yaşantımızın doldurduğu nehirler var, bu nehirleri kurutalım, ardından bu bataklık kuruyacaktır, kuruduktan sonra burada istediğimiz çiçeği yetiştiririz.” deriz. Çünkü eşcinsellik kader değildir.
Eşcinsellik bazen Margaret S. Mahler’in ayrılma-bireyleşme süreci olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlı olabilir. Bu başarısızlık çocuktaki bireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması, dolayısıyla da çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi sürecini ifade edebilir. Bu yüzden cinsel terapist hastada gelişmeden kalmış bu süreci tekrar canlandırmak, kişiye özgü yaratıcı ve benzersiz çözümler bulmak zorundadır. Yani cinsel terapist hastanın bireyleşmesini destekleyen gerçek bir kişi olurken; patolojik ego’sunun yıkıcılığıyla da hastasını yüzleştirmesi gerekebilir. Ama her şeyden önce hasta terk duygularıyla mücadele etmek için baş vurduğu savunma mekanizmalarının kendisine acı verdiğini, onun için yıkıcı olduğunu bir şekilde fark etmiş ve tedaviye ihtiyacı olduğunu anlamış olmalıdır.
Hastalar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle güncel bir ayrılıkla ilgilidir ve bu dönemde kişi şiddetli bir terk depresyonu içindedir. Terk depresyonu yaşayan bir kişide; Masterson’ın mahşerin 6 atlısı olarak adlandırdığı; öfke, depresyon, korku, panik, suçluluk, edilgenlik, çaresizlik, boşluk ve yokluk gibi duygular yaşanabilir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, partner ilişkisi ve cinsel yaşamda kronik tatminsizlik ve çatışmalar ön plandadır. Şiddetli terk duygularıyla yapışma türünde veya mesafe koymayla yutulma türünde savunmalar geliştirebilirler. İşte bu savunmalarla baş etmek için hastanın desteklenmesi gerekir. Cinsel terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:
1-Kendine özgü bir hikayesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü hastanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?
2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?
3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?
Kohut’a göre daha çok nevrozlarda görülen yatay yarılma (horizonta split); bastırma savunması ile oluşan bilinç ve dinamik bilinçdışı ayrımını sağlar. Bastırmadan enerjisini alan dinamik bilinçdışı kişiliğin bastırılmış ve dolayısı ile bilinçdışı olan yanlarını barındırır. Bunlar çatışmaya sebep olan dürtü ve arzulardır. Bu anlamda, dinamik bilinçdışı; özbenlikle zıtlaşan nesne tarafından travmatize edilen arzuların inkâr sığınağıdır. Jung’un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan özbenlik, sonsuzluğu çağrıştıran bir kavramdır. Öyle ki, sonsuz denecek kadar çeşitlilikte ve herkesin gözünün önünde, fakat o derece de gizli ve esrarengiz. Bununla birlikte, tek noktada toplanıp bütünlenen, onsuz olunamayacak bir ana madde, bir cevherdir özbenlik. “Kendimizi bütünün bir parçası görüp bu bütünlük ile birleşmenin ilk adımı kendimizi tanımak ve tamamlamaktır” diyor Jung; çünkü gerçekten sahip olmadığımız bir şeyi başka bir şeye dönüştüremeyiz. Bu nedenle eşcinsellik bazen özdeki heteroseksüelliği korumak için bir savunma mekanizması şeklinde karşımıza çıkabilir ve terapist ile hasta bu savunmayı ortadan kaldırdığında kişi gerçekte sahip olduğu heteroseksüelliği seçebilir. Unutmayalım, bildiğimizi sandığımız ego kişiliğimiz bilincimizin merkezidir fakat bilinç ve bilinçdışından oluşan tüm benliğimiz değildir. Jung bütünleşmenin ve bireyleşmenin öneminden bahsederken bu bilinçdışımızdaki özelliklerimizi bilincimize getirmenin öneminden bahsediyordu. Buradaki bütünleşme bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi, bireyleşme ise kendimize ait gerçek doğamızı bulmaktır ve toplum normlarından veya toplumdan uzaklaşma anlamında değildir. Ancak kendi öz benliğimizi anladıktan sonraki aşama evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı ve bir bütünlük içinde olduğunu ve kendimizin de bu bütünün bir parçası olduğunu anlamak olabilir.
Kohut psikopatolojinin kökeninde bir başka yarılmanın da varolduğunu iddia eder. Bu da dikey yarılmadır (vertical split). Nevrozdan daha ağır patolojilerde görülen bu yarılmanın oluşumundan sorumlu savunma inkardır. İnkar savunması, bastırmada olduğu gibi bir bilinçli-bilinçdışı ayrımına yol açmaz. Ortadan yarılan bütünün iki parçası da bilinçlidir. Ancak bu iki bilinçli parçanın arasında bir köprü yoktur. İnkar savunması kabul edilemez bir şeyin aynı anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesini sağlar. Dikey yarılma, kişinin ana değerleri ile çelişkili hareket ve düşüncelere yönelmesinden sorumludur. İnkar savunmasının geçerli olduğu bir kişiliğin zaman zaman ana değerleri ile çelişkili ve tutarsız sapkın davranışlara yöneldiği görülebilir. Eşcinsellik, fazla miktarda uyuşturucu madde ve alkol kullanma, ensest eğilimler, saldırganlık, adam öldürme, öfke krizleri gibi farklı formlar dikey yarığın yol açtığı dönüşmüş yapılar olabilir. İnkar savunması kullanan kişi, etrafındakilerin bir çelişki olarak algıladıkları böyle bir durumdan bir rahatsızlık duymaz. İnkar savunması böyle bir çelişki ve tutarsızlık algılamasını engeller çünkü çelişkinin iki tarafını birbirinden ayrı tutar. Örnek olarak başarılı bir imam olan bay K; sadece pazar günleri eşcinsel bir yaşam sürerken; hafta içi ve cumartesi günü din ve ahlaktan bahsedebilir ve bunları inanarak söyler. Sanki eşcinsel bir yaşamı yaşayan o değildir. Bu durumla yüzleştirdiğimizde gülerek olayı değersizleştirebilir, çünkü eşcinsel bir ilişki yaşaması bilgi olarak vardır, ancak yaptığı eylemin kimlik ve kişiliğine ne kadar aykırı olduğuna dair bilgisi, duygusu veya şuuru yoktur. Ama başkası bu eylemi yaptığı zaman şiddetle itiraz edebilir. Bir başka örnekte ise; Heteroseksüel yaşantı içerisinde eşine sadık, namus bekçisi olan Bay M; internetten tanıştığı birisi ile eşcinsel ilişkiye girebilir, daha sonra sadakatten bahsedebilir, homofobik davranışlara girebilir. Yatay yanılmanın altında kalan arzular bastırma savunması başarılı olduğu sürece bilinçli hale gelmezler; oysa dikey yarılmanın kişiliğin ana gövdesinden ayrı tuttuğu inkar edilmiş olanlar belli bir zaman dilimi içinde bütünü ile bilinçli olarak yaşanırlar. Ancak dikey yarılmanın iki yanındaki bilinçlilikler birbirlerini görmemektedirler.
Kohut’un ilgi alanı olan narsissistik kişiliklerin yapısında hem yatay, hem de dikey yarılma bulunmaktadır. Bu kişiliklerde kişiliğin ana sektöründen inkar savunması ile ayrı tutulan büyüklenmedir. Kişiliğin ana sektöründe ise utanç ve küçük düşme duyguları ve değersizlik (öz-değer mahrumiyetleri) bulunur. Kohut’ a göre bu kişiliklerde yatay yarılmanın bilinçdışı kıldığı alanda depresyon ve ilkel narsissistik gereksinimler mevcuttur. Kohut’a göre böyle bir kişiliğinin tedavisinin ilk bölümünde, inkar edilen ve böylece kişiliğin ana sektöründen ayrı tutulan parçalar hastaya gösterilir. Bu çalışma uzunca bir süre alır. Bu parçaların kişiye tekrar tekrar gösterilmesi sonucunda, birbirinden dikey yarık ile ayrı tutulan kişilik bölümleri bütünleşmeye başlar. Dikey yarığın ortadan kaldırılması ile ego kuvvetlenir. Ego’daki bu kuvvetlenme yatay yarığın altında kalanlara yönelme için önemli bir avantajdır.
Kohut’un yatay yarık-dikey yarık ikilemine benzer bir katkısı suçlu insan-trajik insan tanımlamalarıdır. Kohut’un yatay olarak yarılmış nevrotik insan için suçlu insan tanımlaması yaptığını görürüz. Zevk peşinde koşan bu insan içsel çatışmalar ve çevresel engellemeler yüzünden arzularını doyuramaz. Dikey olarak yarılmış trajik insan önceden belirlenmiş narsissistik gelişim sürecini çeşitli engeller yüzünden yaratıcı ve doyum verici bir şekilde yaşayamaz. Önceden belirlenmiş narsissistik gelişim süreci çekirdek kendilik (nuclear self) özelliğidir. Çekirdek kendiliğin, yetişkinin kendiliğiyle karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalsa da, özellikle başta annenin olmak üzere ebeveynin zihninde, doğacak çocukla ilgili belirli umut, düş ve beklentilerinin oluşmasıyla sanal olarak başlamış bir gelişimsel sürecin son noktası olup, başlangıçtan itibaren zaten karmaşık bir yapı olduğunu anlarız. İki uçlu yapıda olduğu kavramsallaştırılan çekirdek kendilik ortaya çıkar; arkaik çekirdek hırslar bir kutbu, arkaik çekirdek idealler diğer kutbu oluşturur. Bu iki kutup arasındaki gerginlik yayı çocuğun çekirdek beceri ve yeteneklerini arttırır, gelişmemiş beceri ve yetenekler yavaş yavaş yetişkinlerin kendi olgun kendiliklerinin üretim ve yaratımında kullandıklarına dönüşür. Çekirdek kendilik, gelişim sürecinin önceden belirlenmiş programını içinde barındıran bir tohum gibidir. Bu program, çekirdek kendiliğin narsissistik gelişiminin üç kutuplu yolunda yürüme planını içerir. Ancak, bu tohumun yeşermesini sağlayacak optimal (bir başka deyişle narsissistik olarak kolaylaştırıcı) bir durumun var olmaması trajik bir sonuca dönüşür. Narsissistik gelişim sürecinin doğal özellikleri büyüklenmenin ve yüceleştirmenin abartılarına dönüşür.



4 Yorum to Hasta Kime Denir?

Avatar

Sedatif

Temmuz 25th, 2012 at 00:02

Kimin ahlakı… Sizin mi, devletin mi. Kıçınıza sokun o ahlakı siz. Eşcinselliği yargılamak sizin gibi beyni boş ahlak zabıtalarına mı düştü. Vay bu ülkenin haline. Bir de bilimsel kelimeler kullanmışsınız. Bu kelimelerin anlamını bilmemeniz bir yana bilim kuşku gerektirir. Sizin ahlak anlayışınızda, bezelye kadar akıllarınızda kuşkuya yer var mı veya sosyolojiye. Bilimle insanları kandırmayın. Orta çağın din tüccarları.

Avatar

Sedatif

Temmuz 25th, 2012 at 00:03

Dilerim kimse bu siteyi inceleyerek eşcinsellik hakkında bilgi edinmiyordur. Hem çocuğu eşcinsel olan aileleri hem de eşcinselliğin ne olduğunu tanımaya çalışan eşcinselleri yanıltıyorsunuz. İnsanların durumlarından memnun olup olmaması kendini ilgilendirir. Ancak memnun olsalar da olmasalar da bu düzeltilecek bir durum değil. Hem insanların hangi cinsiyetten olursa olsun birbirini sevmesini değiştirmek için vakit harcaya kadar, nefret etmesini engellemek için birşeyler yazın.

Avatar

Sedatif

Temmuz 25th, 2012 at 00:04

İlk yapmanız gereken de eşcinsellere acıyıp onları doğru(!) yola sevketmek yerine toplumda herkesin bir birey olduğunu ve sırf bu yüzden eşit olduğunu sizin düşük şerefli acımanıza hiçbir zaman ihtiyaçları olmadığını bilin. Önce insanları sevebilmek ve olduğu gibi kabullenmek için kendinizi değiştirmekten başlayın. İnanın sizin gibi HASTA'lar hasta olduklarını bilmiyorlar. Nefret, sebepsiz nefret önyargıdan öte bir hastalıktır ve evet siz hastasınız. Tabii ahlak kalıplarınız nefreti değil sevgiyi öldürmeye programlı. O ahlak anlayışınızı da toplumunuzla beraber sokun biryerinize olur mu?

Avatar

windows 8 upgrade

Kasım 6th, 2013 at 14:24

It was nice to read the article the patient who called. I also agree with the statement that the people are the one that must decide whether or not the patient is who he is. It is the mental and physical changes that makes a person homosexual and this article was really has shared a lot of information about it.

Yorum Formu

İletişim ve Destek

Sosyal Medya

  • burakeses: Ben 17 yasındayım internet cafeden arkadaşlarım var onlarında gay olduklarını biliyorum ama h [...]
  • Veli: Yaw bunlarin 100%20 bende mevcut bendemi gayım şimdi :( [...]
  • sssssezar: aptal burak salak!!!! çocuktan bahsediyor admdan değil!!!!! [...]
  • sssssezar: salak burak sus!!!!! aptal yazan herşey doğru... çocuktan bahsediyor adamdan değil! aptal [...]
  • windows 8 upgrade: It was nice to read the article the patient who called. I also agree with the statement that the peo [...]
vajinismus Cem Keçe Cised Vajinismus Vajinismus ankara Erken Boşalma uzmanlar web tasarım