<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eşcinsellik &#187; Eşcinsellik</title>
	<atom:link href="http://www.escinsellik.net/kategori/es-cinsellik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.escinsellik.net</link>
	<description>İstersen Değişimi Başarabilirsin!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Dec 2011 13:06:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Hasta Kime Denir?</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/hasta-kime-denir/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/hasta-kime-denir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 08:19:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Hasta kime denir? Tüm eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir. Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla ruh ve beden sağlığının bozulması durumuna hastalık denir. Ya da hastalık, beden veya zihinde meydana gelen, rahatsızlık, dert ve görev bozukluğuna yol açan belirli bir anormal duruma verilen isimdir. Bazen terim yaralanma, sakatlık, sendrom, semptom [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Hasta kime denir?</strong></div>
<div>Tüm eşcinseller hasta değildir. Çünkü kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir. Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla ruh ve beden sağlığının bozulması durumuna <strong>hastalık</strong> denir. Ya da hastalık, beden veya zihinde meydana gelen, rahatsızlık, dert ve görev bozukluğuna yol açan belirli bir anormal duruma verilen isimdir. Bazen terim yaralanma, sakatlık, sendrom, semptom ve normal yapı ve fonksiyonun anormal çeşitlerini kapsayacak biçimde geniş bir anlamda da kullanılır. Rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza kelimeleri de hastalığın diğer adlarıdır. Hekime başvuran ya da hekim gözetiminde olan kimse anlamında kullanılan <strong>hasta</strong> sözcüğü ise atalarımız tarafından dilimize sokulan ve farsça anlamı bıçakla <strong>yaralanmış adam </strong>olan sözcüktür. Türkçe karşılığı ise sayrı’dır. Sağlığı bozuk, marazlı anlamlarında ilk kez 14. yüzyılda Türkçede rastlanmaktadır. Kişinin bedeni ve ruhundan birinin rahat olmaması kadar geniş bir anlamda kullanılmakta olan hasta sıfatı, çok görece anlamları karşılayabilmesi ile geniş spektrumlu insani sıfatlardan biri olma özelliğini de taşımaktadır. Dengesiz, ruhsal dengesi bozuk, yaşadıklarından huzursuzluk duyan ve değişim için bir hekime başvuran kişiye hasta denir. Yani eşcinsel yönelimlerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden ve tedavi arayışında olan kişilere “<strong>hasta</strong>” denilebilir ve isterlerse bu kişiler tedavi edilebilir.</div>
<div>Eşcinsellikte tek bir yapı değildir, çeşitli alt tipleri vardır ve eşcinselliğin bazı alt tiplerine girenler tedavi arayışındadır ve isterlerse tedavi edilebilirler. Bu bağlamda, kendi özgür seçimi ile eşcinsellikten kurtulmak isteyenlere tedavi imkânı sağlamamak, “bu tedavi edilebilen bir hastalık değildir” demek, gerçekte eşcinselleri küçük düşüren ve ahlaki olmayan bir tutumdur.</div>
<div><span id="more-364"></span>Eşcinsel yönelim birçok farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Egosintonik dediğimiz kendisiyle ve benliğiyle uyumlu gerçek eşcinsellik tipine giren bir kişi, eşcinsel kimliğinden memnundur, kendisini böyle kabul etmiştir ve duygu, düşünce ve eylemlerinden rahatsızlık duymaz. Bu kişiler zaten cinsel kimliklerinde bir sorun olmadığı için değişim ve onarımı içeren bir tedavi arayışında da olmazlar. Kimse de onları tedavi olmaya zorlayamaz. Çünkü gerçek eşcinsellik tüm dünyada bir hastalık olarak kabul edilmemektedir. “Ben hasta değilim, eşcinsel bir yaşamı sürmekten mutluyum, keyifliyim” diyen bir insana “hasta” demek çok ama yanlıştır, bu kişilere “hasta” diyenler kendilerinin hasta olabileceği gerçeğiyle yüzleşmek zorundadırlar. Kendini eşcinsel olarak kabullenemeyen ya da kabullenmekte zorluk çeken yalancı, geçici ya da eyleme vurmayan eşcinseller de vardır ve bu kişiler tedavi arayışı içersindedirler ve tedavileri mümkündür ancak terapistlerin kimseye zorla, istemediği halde “sen tedavi olmalısın” deme gibi bir hakkı da olamaz. Ama kişi isterse kendine “hasta” sıfatını yakıştırabilir ve tedavi talep edebilir.</div>
<div>“Tedavi” diye kastedilen eşcinsel istek ve arzuların geçmesi değil; bu istek ve arzuyu yaratan bilinçdışı çatışmaların çözümlenmesi, huzurlu ve mutlu bir hayatın oluşması, ikili yakın ilişkilerin düzenlenmesi ve sağlıklı bir cinselliğin yaşanmasıdır. Yani <strong>arka planda yatan bataklığın kurutulması gerçek tedavidir</strong>. Bataklık tedavi edildiğinde cinsel yönelimde zamanla değişecektir. Bütün mesele, kişinin şikate ettiği belirtileri ortadan kaldırmak değil, bu belirtileri yaratan etmenleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü sadece belirtileri ortadan kaldırmaya çalıştığımıza başarısızlık genellikle beklenen bir durumdur. Bataklıktan kurtulmak için o yüzden deriz ki; “<strong>şikâyet ettiğiniz belirtiler birer sivrisinektir, bunları öldürebiliriz ama yenisi gelecektir, değişik sinek türleri de vardır</strong>.” Bunun üzerine “<strong>o zaman gelin birlikte bu bataklığı bulalım, bu bataklığa isim koyalım, bataklığı kurutalım, şimdi bu bataklığı besleyen nehirler var, içimizde akan nehirler, etrafımızda günlük yaşantımızın doldurduğu nehirler var, bu nehirleri kurutalım, ardından bu bataklık kuruyacaktır, kuruduktan sonra burada istediğimiz çiçeği yetiştiririz.</strong>” deriz. Çünkü <strong>eşcinsellik kader değildir.</strong></div>
<div>Eşcinsellik bazen <strong>Margaret S. Mahler</strong>’in <strong>ayrılma-bireyleşme süreci </strong>olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlı olabilir. Bu başarısızlık çocuktaki b<strong>ireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması, dolayısıyla da çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi süreci</strong>ni ifade edebilir. Bu yüzden cinsel terapist hastada gelişmeden kalmış bu süreci tekrar canlandırmak, kişiye özgü yaratıcı ve benzersiz çözümler bulmak zorundadır. Yani cinsel terapist hastanın bireyleşmesini destekleyen gerçek bir kişi olurken; patolojik ego’sunun yıkıcılığıyla da hastasını yüzleştirmesi gerekebilir. Ama her şeyden önce hasta terk duygularıyla mücadele etmek için baş vurduğu savunma mekanizmalarının kendisine acı verdiğini, onun için yıkıcı olduğunu bir şekilde fark etmiş ve tedaviye ihtiyacı olduğunu anlamış olmalıdır.</div>
<div>Hastalar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle güncel bir ayrılıkla ilgilidir ve bu dönemde kişi şiddetli bir terk depresyonu içindedir. <strong>Terk depresyonu </strong>yaşayan bir kişide; <strong>Masterson’ın mahşerin 6 atlısı </strong>olarak adlandırdığı; <strong>öfke, depresyon, korku, panik, suçluluk, edilgenlik, çaresizlik, boşluk ve yokluk </strong>gibi duygular yaşanabilir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, partner ilişkisi ve cinsel yaşamda kronik tatminsizlik ve çatışmalar ön plandadır. Şiddetli terk duygularıyla yapışma türünde veya mesafe koymayla yutulma türünde savunmalar geliştirebilirler. İşte bu savunmalarla baş etmek için hastanın desteklenmesi gerekir. Cinsel terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:</div>
<div><strong>1-Kendine özgü bir hikayesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü hastanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?</strong></div>
<div><strong>2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?</strong></div>
<div><strong>3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?</strong></div>
<div>Kohut’a göre daha çok nevrozlarda görülen yatay yarılma (horizonta split); bastırma savunması ile oluşan bilinç ve dinamik bilinçdışı ayrımını sağlar. Bastırmadan enerjisini alan dinamik bilinçdışı kişiliğin bastırılmış ve dolayısı ile bilinçdışı olan yanlarını barındırır. Bunlar çatışmaya sebep olan dürtü ve arzulardır. Bu anlamda, dinamik bilinçdışı; özbenlikle zıtlaşan nesne tarafından travmatize edilen arzuların inkâr sığınağıdır. Jung’un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan özbenlik, sonsuzluğu çağrıştıran bir kavramdır. Öyle ki, sonsuz denecek kadar çeşitlilikte ve herkesin gözünün önünde, fakat o derece de gizli ve esrarengiz. Bununla birlikte, tek noktada toplanıp bütünlenen, onsuz olunamayacak bir ana madde, bir cevherdir özbenlik. “Kendimizi bütünün bir parçası görüp bu bütünlük ile birleşmenin ilk adımı kendimizi tanımak ve tamamlamaktır” diyor Jung; çünkü gerçekten sahip olmadığımız bir şeyi başka bir şeye dönüştüremeyiz. Bu nedenle eşcinsellik bazen özdeki heteroseksüelliği korumak için bir savunma mekanizması şeklinde karşımıza çıkabilir ve terapist ile hasta bu savunmayı ortadan kaldırdığında kişi gerçekte sahip olduğu heteroseksüelliği seçebilir. Unutmayalım, bildiğimizi sandığımız ego kişiliğimiz bilincimizin merkezidir fakat bilinç ve bilinçdışından oluşan tüm benliğimiz değildir. Jung bütünleşmenin ve bireyleşmenin öneminden bahsederken bu bilinçdışımızdaki özelliklerimizi bilincimize getirmenin öneminden bahsediyordu. Buradaki bütünleşme bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi, bireyleşme ise kendimize ait gerçek doğamızı bulmaktır ve toplum normlarından veya toplumdan uzaklaşma anlamında değildir. Ancak kendi öz benliğimizi anladıktan sonraki aşama evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı ve bir bütünlük içinde olduğunu ve kendimizin de bu bütünün bir parçası olduğunu anlamak olabilir.</div>
<div>Kohut psikopatolojinin kökeninde bir başka yarılmanın da varolduğunu iddia eder. Bu da <strong>dikey yarılma</strong>dır (vertical split). Nevrozdan daha ağır patolojilerde görülen bu yarılmanın oluşumundan sorumlu savunma <strong>inkar</strong>dır. İnkar savunması, bastırmada olduğu gibi bir bilinçli-bilinçdışı ayrımına yol açmaz. Ortadan yarılan bütünün iki parçası da bilinçlidir. Ancak bu iki bilinçli parçanın arasında bir köprü yoktur. <strong>İnkar savunması kabul edilemez bir şeyin aynı anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesini sağlar. Dikey yarılma, kişinin ana değerleri ile çelişkili hareket ve düşüncelere yönelmesinden sorumludur. </strong>İnkar savunmasının geçerli olduğu bir kişiliğin zaman zaman ana değerleri ile çelişkili ve tutarsız sapkın davranışlara yöneldiği görülebilir. <strong>Eşcinsellik, fazla miktarda uyuşturucu madde ve alkol kullanma, ensest eğilimler, saldırganlık, adam öldürme, öfke krizleri gibi farklı formlar dikey yarığın yol açtığı dönüşmüş yapılar olabilir. </strong>İnkar savunması kullanan kişi, etrafındakilerin bir çelişki olarak algıladıkları böyle bir durumdan bir rahatsızlık duymaz. İnkar savunması böyle bir çelişki ve tutarsızlık algılamasını engeller çünkü çelişkinin iki tarafını birbirinden ayrı tutar. Örnek olarak başarılı bir imam olan bay K; sadece pazar günleri eşcinsel bir yaşam sürerken; hafta içi ve cumartesi günü din ve ahlaktan bahsedebilir ve bunları inanarak söyler. Sanki eşcinsel bir yaşamı yaşayan o değildir. Bu durumla yüzleştirdiğimizde gülerek olayı değersizleştirebilir, çünkü eşcinsel bir ilişki yaşaması bilgi olarak vardır, ancak yaptığı eylemin kimlik ve kişiliğine ne kadar aykırı olduğuna dair bilgisi, duygusu veya şuuru yoktur. Ama başkası bu eylemi yaptığı zaman şiddetle itiraz edebilir. Bir başka örnekte ise; Heteroseksüel yaşantı içerisinde eşine sadık, namus bekçisi olan Bay M; internetten tanıştığı birisi ile eşcinsel ilişkiye girebilir, daha sonra sadakatten bahsedebilir, homofobik davranışlara girebilir. Yatay yanılmanın altında kalan arzular bastırma savunması başarılı olduğu sürece bilinçli hale gelmezler; oysa dikey yarılmanın kişiliğin ana gövdesinden ayrı tuttuğu inkar edilmiş olanlar belli bir zaman dilimi içinde bütünü ile bilinçli olarak yaşanırlar. Ancak dikey yarılmanın iki yanındaki bilinçlilikler birbirlerini görmemektedirler.</div>
<div>Kohut’un ilgi alanı olan narsissistik kişiliklerin yapısında hem yatay, hem de dikey yarılma bulunmaktadır. Bu kişiliklerde kişiliğin ana sektöründen inkar savunması ile ayrı tutulan büyüklenmedir. Kişiliğin ana sektöründe ise utanç ve küçük düşme duyguları ve değersizlik (öz-değer mahrumiyetleri) bulunur. Kohut’ a göre bu kişiliklerde yatay yarılmanın bilinçdışı kıldığı alanda depresyon ve ilkel narsissistik gereksinimler mevcuttur. Kohut’a göre böyle bir kişiliğinin tedavisinin ilk bölümünde, <strong>inkar edilen ve böylece kişiliğin ana sektöründen ayrı tutulan parçalar hastaya gösterilir</strong>. Bu çalışma uzunca bir süre alır. Bu parçaların kişiye tekrar tekrar gösterilmesi sonucunda, birbirinden dikey yarık ile ayrı tutulan kişilik bölümleri bütünleşmeye başlar. Dikey yarığın ortadan kaldırılması ile ego kuvvetlenir. Ego’daki bu kuvvetlenme yatay yarığın altında kalanlara yönelme için önemli bir avantajdır.</div>
<div>Kohut’un yatay yarık-dikey yarık ikilemine benzer bir katkısı suçlu insan-trajik insan tanımlamalarıdır. Kohut’un yatay olarak yarılmış nevrotik insan için <strong>suçlu insan </strong>tanımlaması yaptığını görürüz. Zevk peşinde koşan bu insan içsel çatışmalar ve çevresel engellemeler yüzünden arzularını doyuramaz. Dikey olarak yarılmış <strong>trajik insan </strong>önceden belirlenmiş narsissistik gelişim sürecini çeşitli engeller yüzünden yaratıcı ve doyum verici bir şekilde yaşayamaz. Önceden belirlenmiş narsissistik gelişim süreci çekirdek kendilik (nuclear self) özelliğidir. Çekirdek kendiliğin, yetişkinin kendiliğiyle karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalsa da, özellikle başta annenin olmak üzere ebeveynin zihninde, doğacak çocukla ilgili belirli umut, düş ve beklentilerinin oluşmasıyla sanal olarak başlamış bir gelişimsel sürecin son noktası olup, başlangıçtan itibaren zaten karmaşık bir yapı olduğunu anlarız. İki uçlu yapıda olduğu kavramsallaştırılan çekirdek kendilik ortaya çıkar; arkaik çekirdek hırslar bir kutbu, arkaik çekirdek idealler diğer kutbu oluşturur. Bu iki kutup arasındaki gerginlik yayı çocuğun çekirdek beceri ve yeteneklerini arttırır, gelişmemiş beceri ve yetenekler yavaş yavaş yetişkinlerin kendi olgun kendiliklerinin üretim ve yaratımında kullandıklarına dönüşür. Çekirdek kendilik, gelişim sürecinin önceden belirlenmiş programını içinde barındıran bir tohum gibidir. Bu program, çekirdek kendiliğin narsissistik gelişiminin üç kutuplu yolunda yürüme planını içerir. Ancak, bu tohumun yeşermesini sağlayacak optimal (bir başka deyişle narsissistik olarak kolaylaştırıcı) bir durumun var olmaması trajik bir sonuca dönüşür. Narsissistik gelişim sürecinin doğal özellikleri büyüklenmenin ve yüceleştirmenin abartılarına dönüşür.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/hasta-kime-denir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinselliğin Belirtileri</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/escinselligin-belirtileri/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/escinselligin-belirtileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 08:07:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=352</guid>
		<description><![CDATA[EŞCİNSELLİĞİN İLK BELİRTİLERİ Çocukluk yıllarında biyolojik cinsiyete uygun olmayan davranışlar ve diğer aynı cins çocuklarla ya­şanan problemlerin birlikte görülmesi eşcinselliğin ilk belirtileri olarak kabul edil­mektedir. Aynı cinse çocuklar tarafından dışlanma ve kişinin kendi cinsi­yetinden alacağı kuvvetten mahrum kalması, aynı cinsin ero­tikleştirilmesine neden olabilir. Sıklıkla rastlanan, teşhircilik ya da aşırı tutuk davranışlarla kendini gösteren bir bedene [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>EŞCİNSELLİĞİN İLK BELİRTİLERİ</strong></div>
<div>Çocukluk yıllarında <strong>biyolojik cinsiyete uygun olmayan davranışlar</strong> ve <strong>diğer aynı cins çocuklarla ya­şanan problemler</strong>in birlikte görülmesi <strong>eşcinselliğin ilk belirtileri</strong> olarak kabul edil­mektedir. <strong>Aynı cinse çocuklar tarafından dışlanma</strong> ve <strong>kişinin kendi cinsi­yetinden alacağı kuvvetten mahrum kalması</strong>, <strong>aynı cinsin ero­tikleştirilmesi</strong>ne neden olabilir. Sıklıkla rastlanan, <strong>teşhircilik</strong> ya da <strong>aşırı tutuk davranışlar</strong>la kendini gösteren bir <strong>bedene yaban­cılaşma süreci</strong> söz konusudur. Ayrıca <strong>kişisel güç duyumunda eksiklik</strong> yaşanır. Sonuçta, <strong>örselenmiş cinsiyet kimliğini onar­ma dürtüsü</strong> olarak eşcinsellik gelişebilir.</div>
<div><strong>Erkeklerde eşcinselliğin ilk belirtileri</strong> şunlardır;<span id="more-352"></span></div>
<div>—hakkını savunmada ve kendini ortaya koyma da zorlanma,</div>
<div>—bağımlılığın ve öfkenin cinselleştirilmesi,</div>
<div>—aynı cinsten savunmacı bir tutumla kopma,</div>
<div>—aynı cinsle erotik olmayan arkadaşlık ilişki­lerinde zorluk yaşama,</div>
<div>—sözle arkadan vurma,</div>
<div>—kendini bir sporcu olarak hayal edememe,</div>
<div>—fiziksel aktivitelerden ve spor oyunlarından nefret etme,</div>
<div>—macera ve spor hikâyeleri okumakta sıkılma veya okumama,</div>
<div>—5–12 yaşları arasında anneye, bü­yük anneye, teyzeye ya da ablaya yakın durma,</div>
<div>—yaşıtı olan diğer erkek çocukların karşısında korkak ve ihtiyatlı olma,</div>
<div>—erkek oyunları yerine kız oyunlarını tercih etme,</div>
<div>—tehlikeli görünen yırtıcı oyunlar oynamakta olan akranlarını dışarı­dan izleme yani bir nevi “<strong>mutfak penceresi çocuğu</strong>” haline gelme,</div>
<div>—bir köşeye çekilme ve sosyal olarak yalnız kalma eğiliminde olma,</div>
<div>—diğer erkek ço­cukların rekabet içeren oyunlarına katılmama,</div>
<div>—erkek çocukların oyun ve etkinliklerine karşı rahatsızlık duyma,</div>
<div>—bebeklerle oynama,</div>
<div>—kızlarla birlikte olmaya eğilim,</div>
<div>—kız kıyafetleri giymeden hoşlanma,</div>
<div>—yetişkin erkek­lerden ziyade yetişkin kadınların refakatinde olmayı tercih et­me,</div>
<div>—kızlar yerine erkeklere cinsel ilgi gösterme,</div>
<div>—diğer çocuklar tarafından “nonoş” lakabının takılması,</div>
<div>—etrafındakiler tarafından kız gibi bir çocuk şeklinde algılanma,</div>
<div>—erkek akranla­rına karşı kendini pasif ve zayıf olarak algılama,</div>
<div>—kavga dövüşten kaçınma,</div>
<div>—incinmekten ve yaralanmaktan korkma,</div>
<div>—çekingen davranma,</div>
<div>—çok kitap okuma,</div>
<div>—kırılgan ve hassas bir yapıda olma,</div>
<div>—<strong>utangaçlık veya teşhircilik</strong>,</div>
<div>—aşın derecede duygusal olma,</div>
<div>—yapayalnız hissetme,</div>
<div>—kadınsı olma,</div>
<div>—girişken olmada zorlanma,</div>
<div>—kendini bir erkek olarak eksik ve yetersiz görme duygusu,</div>
<div>—erkek çocuklar yerine kız çocuklarla oynama,</div>
<div>—çocuklukta daha narin ve beceriksiz olma,</div>
<div>—kendini hayal kırıklıkları içinde, mutsuz ve reddedilmiş olarak hissetme,</div>
<div>—öfkeyi açığa vurma ve sosyal or­tamlarda kendini ortaya koymada tutukluk yaşama,</div>
<div>—saldırganlık içeren davranışlardan kaçınma eğiliminde olma, vb.</div>
<div>Eşcinselliğin öngörül­mesinde, çocukluk yıllarındaki erkeksi davranışların eksikliğinin görülmesi, kadınsı özelliklerin varlığından bile daha güçlü bir belirleyicidir. Eğer ebeveynler kadınsı davra­nışları tasvip etmediklerini aktif bir şekilde göstermezlerse tarafsız tutumları, çocuk tarafından göz yummak olarak yorumlanabilir. Hatta anne, çocukla olan iletişiminde bilinçli veya bilinçsiz düzeyde, kadınsı davranış beklentisini bir şekilde çocuğuna aktarabilir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/escinselligin-belirtileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinsellikle ilgili beş mit</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/escinsellikle-ilgili-bes-mit/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/escinsellikle-ilgili-bes-mit/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 08:02:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=346</guid>
		<description><![CDATA[EŞCİNSELLİKLE İLGİLİ BEŞ MİT “Şuh-u güzeşte var ki nice nevcivan (genç oğlan) değer. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.” Hayali 1. MİT: Eşcinsellik normal bir durumdur ve biyolojik kökenli olduğu saptanmıştır. Eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş ve ispatlanmış bilimsel bir veri mevcut değildir. Biyolojik faktörler eşcinselliğe yatkınlık konusunda bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EŞCİNSELLİKLE İLGİLİ BEŞ MİT<a href="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/10/escinsellik-3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-347" title="escinsellik-3" src="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/10/escinsellik-3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></strong></p>
<p><em>“Şuh-u güzeşte var ki nice <strong>nevcivan </strong>(genç oğlan) değer.</em></p>
<p><em>Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.”</em></p>
<p><strong><em>Hayali</em></strong></p>
<p><strong>1. MİT: Eşcinsellik normal bir durumdur ve biyolojik kökenli olduğu saptanmıştır. </strong></p>
<p>Eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş ve ispatlanmış bilimsel bir veri mevcut değildir. Biyolojik faktörler eşcinselliğe yatkınlık konusunda bir rol oynayabilir. Ancak daha başka birçok psikolojik durumun varlığı bir gerçektir.</p>
<p>Araştırmalar psikolojik ve sosyal faktörlerin eşcinsel yönelimde büyük ölçüde etkili olduğunu göstermektedir. Erken çocukluk yaşantıları, taciz, kendi cinsinden akranlarının yanında kendini yetersiz hissetme cinsel kimlikte karışıklığa yol açabilir. Aynı zamanda kendi cinsel kimliğini sorgulayan bir genç, toplumda teşvik edilen eşcinsel özgürleşmesinin etkisinde de kalabilir.</p>
<p><strong><span id="more-346"></span>Eşcinselliği heteroseksüellik gibi sağlıklı bir durum olarak tanımlamanın hiç bir bilimsel dayanağı yoktur. “Eşcinsellik üçüncü bir cinsiyettir”, “Eşcinsellik bir tercihtir”, “Eşcinsellik doğuştan gelen, genetik bir yapıdır”, “Tek bir eşcinsellik vardır ve hastalık değildir”, “Eşcinselliği en az heteroseksüellik kadar sağlıklı bir durumdur”, “Heteroseksüelliğin normal olduğunu kim söyleyebilir” </strong>gibi farklı türünden hayranlık cümleleriyle yanlış anlamalara ve eşcinsel tercihleri artıracak önerilere ruh sağlığı profesyonellerinin ve bazı sivil toplum kuruluşlarının alet olması, toplum ruh sağlığı açısından son derece sakıncalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2. MİT: Eşcinsellik tek bir durumdur ve hastalık değildir.</strong></p>
<p>Bir grup ruh sağlığı profesyoneli, eşcinselliği değişemez tek bir yapı olarak ele alma eğilimindeyken; bir grup ruh sağlığı profesyoneli de eşcinselliği hastalık olarak görmektedir. <strong>Yeni bir görüş </strong>ortaya atıyoruz: <strong>Biz eşcinselliğin tek bir durum olmadığını, birçok alt tipi olduğunu, tek bir yapı olarak ele alınmaması gerektiğini ve bazı alt tiplerine giren eşcinsellerin tedavi arayışında olduklarını ve isterlerse tedavi edilebileceklerini, eşcinselliğin bir tercih olmadığını ama eşcinsel ilişki yaşamanın bir tercih olduğu </strong>görüşünü savunuyoruz. Kişi hasta olup olmadığına kendi karar vermelidir, tedavi ve değişim için bir hekime başvuran eşcinsel kendisinin hasta olduğunu kabul eder. <strong>Eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik bir hastalık olarak değerlendirilmelidir.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>3. MİT: Eyleme vurmayan eşcinseller, geçici eşcinseller ve yalancı eşcinseller değişemez, eğer değişmeyi denerlerse çok büyük stres ve acı yaşarlar ve intihara eğilimli hale gelebilirler. Bu nedenle, eşcinselliği tedavi girişimleri durdurulmalıdır.</strong></p>
<p>Dünyanın birçok yerindeki eşcinselliği tedavi eden psikoterapistler anlamlı düzeyde iyileşme olduğunu belirtmektedirler. Değişim psikolojik tedavi, maneviyat ve eski eşcinsellerin oluşturduğu destek grupları sayesinde olmaktadır. Evlenmiş ya da bekâr yaşamaya karar vermiş bu kişiler eşcinsel arzularının büyük ölçüde azaldığını ve geçmişte yaşadıklarından daha az acı çektiklerini ifade etmişlerdir.</p>
<p>Değişimin anahtarı arzu, inat ve bu duruma yol açan bilinçli ve bilinçdışı çatışmaları keşfetmeye yönelik isteğin olmasıdır. Değişimin gerçekleşmesi yıllarca sürebilir. Kişiler aynı cinsten kişilerle olan ihtiyaçlarını erotize etmeden karşılamayı öğrenirler. İçlerindeki heteroseksüel potansiyel geliştikçe, kadın ve erkek kendi kadınlığı ve erkekliği ile ilgili daha derin bir hisse sahip olur.</p>
<p>Eğer eşcinsel kişi değişmeyi istemiyorsa, ki bu onun tercihidir, kimse onu zorlayamaz. Ancak eşcinsel haklarını savunmanın eşcinsellere tedavi hakkını engellemek anlamına gelmemesi gerektiği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Tedavi arayışında olan, tedavi olamayacaksa intihar etmeyi düşünen ve değişim isteyen eşcinsellere de tedavi şansının verilmesi gerektiğine inanıyoruz</strong>. Tedavi arayışındaki <strong>eyleme vurmayan eşcinsellik, geçici eşcinsellik ve yalancı eşcinsellik </strong>alt tiplerinde eşcinsellik kişinim ego savunmaları tarafından onaylanmamıştır, kişi elinde olmadan eşcinsel arzu ve dürtülerine yenik düşmektedir, arzu ve dürtülerinden özgür olamayan bu kişilere yardım edilmesi ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Ancak kimseye zorla, istemediği halde «sen tedavi olmalısın» deme gibi bir hakkımız da olamaz. Bu ayrımın iyi yapılması gerekmektedir. “<strong>Ben eşcinsel bir hayat sürmekten mutluyum” </strong>veya <strong>“eşcinsel bir yaşamı tercih ediyorum</strong>” diyen bir arkadaşımıza “hasta” demek çok yanlıştır, bu yanlışı yapan farkında olmadan kendini hasta etiketinin içine sokabilir.</p>
<p>Değişim isteyen eşcinsel arkadaşlarımızı ve ailelerini dinlemeden, aile, cinsel ve geçmiş hikâyelerini almadan “<strong>sen eşcinselsin ve bu durumla yaşamak zorundasın</strong>” demek de çok ama çok yanlıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>4. MİT: Çocuklarımıza eşcinselliğin de heteroseksüellik kadar normal ve sağlıklı bir durum olduğunu öğretmeliyiz. Gençler eşcinsel yönelim konusunda desteklenmelidir.</strong></p>
<p>Bilimsel araştırmalar eşcinselliğin sağlıklı ve heteroseksüelliğe doğal bir alternatif olmadığını söylemektedir. Eşcinsellerde madde kullanımı ve korunmasız erken cinsel ilişki oranı daha yaygındır. Bir gence “eşcinselliğin normal ve arzu edilebilir bir şey olduğunu söylemek” ona faydadan çok zarar verecektir. Bu durumdaki gençlerin eşcinsel bir hayat tarzı yaşamaya yönlendirilmeye değil, anlayış ve danışmanlığa ihtiyacı vardır.</p>
<p>Ergenlik dönemi kişinin kendi cinsel kimliğiyle ilgili çelişkilerinin olduğu bir dönemdir, bu gerçekler okullarda açık ve dengeli bir biçimde anlatılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>5. MİT: Eşcinselliği eleştiren herkes homofobiktir.</strong></p>
<p>Homofobi terimini ilk ortaya atan <strong>Weinberg</strong>’dir. <strong>Homofobi, </strong>son yıllarda eşcinsel lobinin faaliyetleri sonucunda eşcinsellikle ilgili her türlü olumsuz tepkiyi açıklamada kullanılan teknik bir terim halinde kullanılmaya başladı. Hatta <strong>Morin </strong>homofobinin tanımını, heteroseksüelliği, homoseksüelliğe göre daha üstün veya daha doğal olarak değer atfeden her türlü inanç sistemi olarak genişletti. Ancak eşcinsellik, dini, ahlaki ve politik nedenlerle toplumlarda genellikle negatif karşılanmış ve bu tavır bazen homofobi olarak adlandırılmıştır. Bu çok yanlıştır çünkü tüm insanlar eşcinselliği onaylamak, destek olmak ve eşcinselliğin 3. bir cins olarak sunulmasından rahatsız olmamak durumunda değildir. Herhangi bir şekilde rahatsızlık duyulduğunu ifade eden herkes homofobik değildir. Bu nedenle teknik bir terim olan homofobinin artık daraltılma zamanı gelmiştir. Çünkü <strong>geniş bir homofobi tanımı eşcinsellere üstü kapalı da olsa büyük zararlar vermektedir</strong>.</p>
<p>Ülkemizde cinsellik hala bir tabudur ve binlerce insan bu nedenle de cinsel işlev bozukluğu yaşamaktadır. Bilindiği üzere, tüm tabular insan hayatını zorlaştırmaktadır. Din bir tabudur, bu nedenle gerçek dinin sevgi, hoşgörü ve kardeşlik olduğunun üstü kapatılmaktadır; laiklik bir tabudur, bu nedenle dinsizlik olarak algılanmaktadır. Eşcinselliğin de bir tabu haline getirilmemesi gerekir. <strong>Geniş homofobi tanımı eşcinselliği tabulaştırmaktadır. </strong>Oysa modern dünyada her konu, her düşünce eleştirilebilmelidir, insan zihnine ambargo konulmamalıdır. Bu yapılmadığında “eşcinsellik hastalık değildir, fakat homofobi tedavi edilebilir bir hastalıktır” şeklindeki yaklaşımlar da <strong>heterofobi </strong>olarak değerlendirilecektir. <strong>Heterofobi</strong>; LGBTT’lere (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel) eşit haklar tanınması amacıyla yapılan çalışmaların heteroseksüellere yönelik bir ayrımcılık faaliyeti olduğu anlamına gelir. LGBTT tartışmalarında heterofobi, homofobinin tersi olarak da kullanılmaktadır. Eşcinsellere karşı ön yargıları olanlar da, eşcinsel lobi de, kendi korkularını (fobilerini) kabullenmeli, tartışmalı ve bilgilenerek bu korkularını yenmelidir.</p>
<p>Homofobi teriminin anlamının daraltılması gerekiyor. Biz <strong>CİSED </strong>olarak <strong>homofobi</strong>yi; eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı mantık dışı kin, nefret ve aşağılama şeklindeki haksız yargıların beraberinde getirdiği, eşcinsellere şiddet uygulanmasını savunma veya şiddet eylemlerinde bulunmayı içeren davranış ve tutumlar olarak tanımlıyoruz. <strong>Homofobi tanımında referans noktamız eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanması veya şiddetin savunulmasıdır</strong>. Bu referans noktasından sapıldığında, eşcinselliğin doğaya aykırı olduğunu savunma veya eşcinselliği bir yaşam şekli değil de cinsel ilişkiler toplamı olarak görme çok yanlış bir şekilde homofobi olarak değerlendirilebilir. Bu durumda eşcinsellik, eleştirilemeyen veya araştırılamayan bir tabu haline gelerek tüm tabular gibi çözümsüz ve tartışılamayan bir hale gelecektir. Bunu engellemek için <strong>homofobi teriminin anlamı daraltılmalı ve eşcinsellik daha çok tartışılmalıdır</strong>.</p>
<p>Daraltılmış homofobi tanımı eşcinselliği özgürleştirecektir. Daraltılmış homofobi tanımı ve eşcinselliğin eleştirilmesi veya bir hastalık olarak değerlendirilmesi, eşcinsellere yönelik saldırı ve şiddet eylemlerini arttırır mantığı çok yanlıştır. Çünkü her zaman <strong>düşünce ve bilim özgür olmalıdır</strong>. Atom üzerine çalışmalar yapan bilim adamları Japonya’da binlerce insanın ölmesini istememişlerdir, sosyalizmin düşünce babası <strong>Karl Marks</strong>, yine binlerce insanın öldüğü soğuk savaşı istemiştir. Görüldüğü gibi her düşünce veya bilimsel gelişme insanlık için iyi yönde de kullanılabilir kötü yönde de kullanılabilir. Önemli olan niyettir. Niyeti kötü ve az gelişmiş insanlar her devirde vardı, olacaklardır da, onlardan korkarak bilim, teknoloji, özgür düşünce ve tartışmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. <strong>Daraltılmış homofobi tanımı eşcinselliğin tartışılarak anlaşılmasını sağlayacaktır</strong>. Aksi takdirde eşcinseller arasında zamanla oluşan heterofobi daha da artacaktır. Eşcinseller ve heteroseksüellerin fobileri karışı karşıya olduğu sürece eşcinsellik tabulaşacaktır, tartışılamayacaktır, üzerinde araştırmalar yapılamayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/escinsellikle-ilgili-bes-mit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinselliğin görülme oranı %12</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/escinselligin-gorulme-orani-yuzde-12/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/escinselligin-gorulme-orani-yuzde-12/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 07:59:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=341</guid>
		<description><![CDATA[Eşcinselliğin görülme oranı %12 ABD’de yapılan araştırmalar, erkeklerin %20’inde, kadınların ise %18’nde eşcinsel eğilim olduğunu göstermektedir. CİSED’in 2004 yılından beri yaptığı ve şu an itibarıyla 5000 kişiye ulaşan Eşcinsellik Anketi’ne göre; ülkemizde eşcinsellik oranı %12 gibi gözükmektedir. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir. Peki, ülkemizde her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eşcinselliğin görülme oranı %12</strong></p>
<p>ABD’de yapılan araştırmalar, erkeklerin <strong>%20</strong>’inde, kadınların ise <strong>%18</strong>’nde eşcinsel eğilim olduğunu göstermektedir. <strong>CİSED’in </strong>2004 yılından beri yaptığı ve şu an itibarıyla 5000 kişiye ulaşan <strong>Eşcinsellik Anketi</strong>’ne göre; ülkemizde eşcinsellik oranı <strong>%12 </strong>gibi gözükmektedir. Ancak konunun hassasiyeti ve gizli eşcinsellerin sayısı göz önüne alındığında bu oranın daha fazla olması muhtemeldir. Peki, ülkemizde her on kişiden birinde eşcinsellik sorunu varsa, bu insanlar  isteyerek mi eşcinsel oldu? Bir o kadar insan da hangi nedenle eşcinsel oldu? Tüm bu soruları kendimize sorup, <strong>vicdanlarımızla hesaplaşmanın zamanıdır</strong>. Hangi gerekçeyle olursa olsun, bu sorunun tartışılmasına engel olmak ve tedavi arayışındaki eşcinsel arkadaşlarımızın taleplerine kayıtsız kalmak, “eşcinsellik hastalık değildir” diye görüş açıklamak, topluma ve özellikle de annelere yapılacak en büyük kötülüktür. <strong>Çözümün adı tartışmaktır.</strong></p>
<p><span id="more-341"></span></p>
<p><strong>Her gün yüzlerce e-posta veya telefon görüşmesi alıyoruz</strong></p>
<p><strong>CİSED</strong>’in mail ve telefonlarına eşcinselliğin tedavisi konusunda her gün çok sayıda soru geliyor. Eşcinsel yönelim konusunda en fazla ergenlerden, yaşadıklarından pişmanlık duyanlar ve eşcinsel olma korkusu yaşayan kişilerden mail ve telefon gelmektedir. Ergenlik döneminde özellikle 12-18 yaş arası gençler hemcinslerine karşı duydukları ilgiden endişelenmekte ve bunun için çözüm aramaktadırlar. Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri cinsel kimliğin şekillendiği dönemlerden biri olmasıdır ve bu dönemde gençler bazen kendi cinslerine de ilgi duyabilirler. Bu gençlere “<strong>sen eşcinselsin</strong>” demek ne kadar doğrudur? Yine özellikle <strong>obsesif kompulsif bozukluk (OKB) </strong>tanısı almış kişilerde de eşcinsel olma takıntısı fazlaca görülmekte ve bu kişiler hemcinslerine karşı en ufak bir tahrik duygusu hissettiklerinde paniğe kapılmaktadırlar. OKB yüzünden eşcinsellik takıntısına sahip bir kişiye de “sen eşcinselsin” demek doğru olmayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/escinselligin-gorulme-orani-yuzde-12/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni bir görüş ortaya atıyoruz</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/yeni-bir-gorus-ortaya-atiyoruz/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/yeni-bir-gorus-ortaya-atiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 07:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=334</guid>
		<description><![CDATA[Yeni bir görüş ortaya atıyoruz “Vakit varken tomurcukları topla zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir…” Ölü Ozanlar Derneği Ruh sağlığı profesyonellerinin eşcinsellik hakkında kendilerine ait görüşleri olmalıdır ve taklitçilikten vazgeçilmelidir. Başta ABD ve AB ülkelerinden olmak üzere yurt dışı otorite destekli bilimsel yaklaşım iddiası (!), bazı kişileri ve kurumları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Yeni bir görüş ortaya atıyoruz</strong></div>
<div></div>
<div><em>“Vakit varken tomurcukları topla zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir…”</em></div>
<div><strong><em>Ölü Ozanlar Derneği</em></strong></div>
<div>Ruh sağlığı profesyonellerinin eşcinsellik hakkında kendilerine ait görüşleri olmalıdır ve <strong>taklitçilikten vazgeçilmelidir. </strong>Başta <strong>ABD ve AB ülkelerinden olmak üzere yurt dışı otorite destekli bilimsel yaklaşım iddiası (!), bazı kişileri ve kurumları nasıl böyle muhafazakâr ve tutucu kılabiliyor, üzerinde düşünmeliyiz. </strong></div>
<div><span id="more-334"></span>Yurt dışındaki otoriteler ve ülkeler eşcinsellik hakkındaki görüşlerini bilimsel verilere göre değil tamamıyla <strong>ideolojik yaklaşımlar</strong>ına ve <strong>kapitalist sistemin dayatmaları</strong>na göre oluşturmuştur. Bu sözde demokrat ve insan haklarına duyarlı ülkeler iki binli yıllarda Avrupa’nın göbeğinde yapılan <strong>Saraybosna katliamları</strong>na, <strong>Filistin’deki katliamlar</strong>a, sözde insan hakları adına sessiz kalabilmişlerdir. Eşcinselliğin bir hastalık olmadığını savunan uluslararası kuruluşlar <strong>ABD’nin askeri üssü Guantanamo’da esirlere yapıldığı iddia edilen işkenceleri </strong>görmezden gelebilmişlerdir. Bu nedenle eşcinselliğin tek bir durum olduğu ve tedavi edilebilen bir hastalık olmadığını sürekli olarak yurt dışındaki otoritelere dayanarak açıklama biçimi de doğru bir yaklaşım değildir.</div>
<div><strong>ABD ve AB ülkelerinin aldığı her karar ve uygulama doğru değildir. Aksi taktirde bir avuç insanın bir araya gelerek </strong><strong>sözde Ermeni soykırımı yasa tasarıları </strong>kabul etmelerine veya onaylanmalarına tepki gösterme hakkımızı da yitiririz. <strong>İsveç Parlamentosu’nda ve ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi</strong>’nde <strong>sözde Ermeni Soykırımı Tasarısı </strong>görüşülerek onaylanması nasıl çok yanlış bir uygulama ise, bir avuç bilim adamının tamamen ideolojik ve kapitalist sistemin dayatmalarına boyun eğerek aldığı “<strong>eşcinsellik bir hastalık değildir</strong>” kararı da o derece yanlıştır. Çünkü <strong>eşcinsellik tek bir durum</strong> <strong>değildir, birçok alt tipi vardır. </strong></div>
<div>Ayrıca eşcinselliği hastalık olarak görmeyen uluslar arası kuruluşlar halen <strong>transseksüelliği hastalık olarak görmektedir. </strong>Ancak <strong>Fransız Sağlık Bakanı </strong>Roselyne Bachelot, geçen Mayıs ayında verdiği sözü yerine getirerek Şubat <strong>ayında transseksüelliği ruh hastalıkları listesinden çıkartan kararname</strong>yi imzalayarak resmi gazetede yayınlattı. <strong>Ruh sağlığı ve hastalıkları bir bakanın veya bir avuç bilim adamının bir araya gelerek alacağı kararlarla “hastalıktır” veya “hastalık değildir” fetvasıyla ele alınamaz. </strong>Alındığında ve buna inanıldığında binlerce eşcinsele ve ailelerine çok büyük bir haksızlık yapılmış olur. İşin doğası gereği insana dair her durumun tartışılabilir olması gerekir, eşcinsellik tartışılmaz bir tabu veya dogma değildir.</div>
<div><strong>Farklı görüşler olmasa, herkes aynı görüşte olursa toplum gelişebilir mi? Bir grup ruh sağlığı profesyoneli, eşcinselliği değişemez tek bir yapı olarak ele alma eğilimindeyken; bir grup ruh sağlığı profesyoneli de eşcinselliği hastalık olarak görmektedir. </strong><strong>Türkiye’de ruh sağlığı profesyonelleri Amerika ve Avrupa’daki örneklerine benzer şekilde eşcinsellik konusunda bilimsel bir zeminde kendilerine ait bir görüş geliştirmeye çalışmalılar. </strong>Bu görüş illaki “<strong>eşcinsellik hastalıktır ya da değildir</strong>” gibi keskin saptamalarla tanımlanamaz. Bu şekilde bir değerlendirme yapmak bütün diğer ruhsal bozukluklarda olduğu gibi “<strong>normal</strong>” ile “<strong>psikopatoloji</strong>” ve “<strong>eşcinsel fantezi</strong>” ile “<strong>eşcinsel eylem</strong>” arasında geniş bir yelpazede bulunan insanlara büyük bir haksızlıktır.</div>
<div><strong>CİSED olarak yeni bir görüş ortaya atıyoruz</strong></div>
<div>Biz <strong>eşcinselliğin tek bir durum</strong> <strong>olmadığını, birçok alt tipi olduğunu, tek bir yapı olarak ele alınmaması gerektiğini ve bazı alt tiplerine giren eşcinsellerin tedavi arayışında olduklarını ve isterlerse tedavi edilebileceklerini</strong>, koruyucu ruh sağlığı sınırlarında sosyal bir problem olarak değerlendirilmesi gereken <strong>eşcinselliğin bir tercih olmadığını ama eşcinsel ilişki yaşamanın bir tercih olduğu </strong>görüşünü savunuyoruz. Ayrıca <strong>eşcinsellik insanda doğal olarak var olan bir yönelim değildir</strong>. Çocukluk çağında yaşanan travmalara, işgallere ve ihmallere bağlı olarak sosyal öğrenme ile ve yanlış eğitimle gelişmiş bir durumdur. İnsanın biyolojik doğasına uymayan bir sapmadır. Heteroseksüelliğin geni vardır ancak eşcinselliğin geni yoktur.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/yeni-bir-gorus-ortaya-atiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinsel olmak ya da olmamak</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/escinsel-olmak-ya-da-olmamak/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/escinsel-olmak-ya-da-olmamak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 07:39:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[EŞCİNSEL OLMAK YA DA OLMAMAK “Yaradan kadın yüzü çizmiş sana eliyle, İstek dolu sevgimin efendisi dilberi; İnce kadın yüreğin görmemiştir hile, Bilmez kadınlardaki kancık döneklikleri; Gözlerin daha parlak, kahpelikten yoksundur, Neye bakarsa baksın altın yaldız kaplatır; Erkeklerin en hoşu, en hoş şeyler onundur, Erkekleri büyüler, kadınları çıldırtır. Seni yaratmış olsa kadın olarak önce Yaradan bile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EŞCİNSEL OLMAK YA DA OLMAMAK<img class="alignright size-medium wp-image-332" title="escinsellik-12" src="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/10/escinsellik-12-300x187.jpg" alt="" width="300" height="187" /></strong></p>
<p><em>“Yaradan kadın yüzü çizmiş sana eliyle, </em></p>
<p><em>İstek dolu sevgimin efendisi dilberi; </em></p>
<p><em>İnce kadın yüreğin görmemiştir hile, </em></p>
<p><em>Bilmez kadınlardaki kancık döneklikleri; </em></p>
<p><em>Gözlerin daha parlak, kahpelikten yoksundur, </em></p>
<p><em>Neye bakarsa baksın altın yaldız kaplatır; </em></p>
<p><em>Erkeklerin en hoşu, en hoş şeyler onundur, </em></p>
<p><em>Erkekleri büyüler, kadınları çıldırtır. </em></p>
<p><em>Seni yaratmış olsa kadın olarak önce </em></p>
<p><em>Yaradan bile çılgın bir sevgi duyacaktı, </em></p>
<p><em>Ama bir hiç uğruna bir fazlalık verince </em></p>
<p><em>Varlığına doymaktan beni yoksun bıraktı. </em></p>
<p><em>Değil mi ki kadınlar için yaratmış seni, </em></p>
<p><em>Sen sevgimi al, onlar sömürsün hazineni.”</em></p>
<p><strong><em>William Shakespeare</em></strong></p>
<p><span id="more-331"></span></p>
<p>Tarihe yön veren büyük isimlerin arasında yer alan eşcinsellerden biri olan <strong>William Shakespeare</strong>’in dediği gibi, “<strong>olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu</strong>.” Shakespeare, Southampton Kontu’na hitaben yazdığı sonelerde, O’nun sadece bir saatliğine kendinin olabildiğinden, güneş doğunca gitmek zorunda kaldığından bahsediyor. Hatta bir sonesinde onun kadınlardan daha güzel olan yüzünden bahsediyor ve kadınlar gibi kötü olmadığını da ekliyor. Eşcinsel bir ilişki yaşadığına kesin gözüyle bakılan Shakespeare’in bu ilişkisinden dolayı eşcinsel olduğu söylense de, <strong>bir cinsel davranışın cinsel yönelim haline gelmesi için düzenlilik göstermesi gerekir</strong>. Ama ister platonik boyutta kalmış olsun, isterse işin içine cinsellik de girmiş olsun gerçekten de ülkemizde son yıllarda toplumun <strong>%12</strong>’ni ilgilendiren meselesi eşcinsellik ve <strong>eşcinsel olmak ya da olmamak</strong>.</p>
<p>14 yaşında oğlu için ağlamaklı bir şekilde bizi arayan baba; “<strong>oğlum daha 14 yaşında nasıl eşcinsel olur?</strong>” diye haykırıyordu. İstanbul’da bir uzmana başvurmuşlar ve uzman yaptığı 15 dakikalık görüşme sonrası; babaya “<strong>bu oğlunuzun cinsel kimliği, onu bu şekilde kabul edeceksiniz, eşcinsellik doğuştan gelen bir durumdur, en az heteroseksüellik kadar normal bir durumdur</strong>” derken, oğluna ise; “<strong>bu durumu kabullenmekten başka çaren yok” </strong>demiştir. Bunun üzerine baba; <strong>“oğlumun hiç kimseyle bir ilişkisi olmamış, bu sadece, ben onu internette gay pornolarını seyrederken yakaladığım için bana açıklamak zorunda kaldığı bir his, ayrıca oğlum bana kadınlardan da hoşlandığını söyledi, sadece kafası karışmış, ben uzun yol şoförü olduğum için evde çok bulunamadım, oğlum daha çok annesi ve ablası ile vakit geçirdi, onlardan etkilenmiş olabilir mi?</strong>” diye sormuş. Uzman; “<strong>yapacak hiçbir şey yok, bu durumu kabulleneceksiniz</strong>” diyerek aileyi göndermiş. Peki ama babanın bile dikkatini çeken bu tuhaflığı, bir uzman neden normal bir durum gibi aileye dikte etmiştir? <strong>“Eşcinsellik gerçekten doğuştan gelen bir durum mudur?” “Eşcinsellik kader midir?” </strong>İşte bu soruların yanıtları aranmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/escinsel-olmak-ya-da-olmamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinselliğin saklı anlamları vardır</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/escinselligin-sakli-anlamlari-vardir/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/escinselligin-sakli-anlamlari-vardir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 07:38:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=329</guid>
		<description><![CDATA[Eşcinselliğin saklı anlamları vardır Ben kimim? Yarası kötü sarılmış bir yaralı, melekler arasında bir canavar ve canavarlar arasında bir melek, yere serpilmiş ve dağılmış sorularla dolu bir kutu, merdivenler üzerinde bir ayak, ahizedeki bir ses, parmak taklidi yapan işleri başlarından aşkın bir dizi başparmak, senin bir düşmanın. Senin sevgilin. Williams Eşcinsellik aynı cinsten kişilere karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Eşcinselliğin saklı anlamları vardır </strong></div>
<div><strong><em>Ben kimim? </em></strong></div>
<div><strong><em>Yarası kötü sarılmış bir yaralı,</em></strong></div>
<div><em>melekler arasında bir canavar ve canavarlar arasında</em></div>
<div><em>bir melek, <strong>yere serpilmiş ve dağılmış</strong></em></div>
<div><strong><em>sorularla dolu bir kutu,</em></strong></div>
<div><em>merdivenler üzerinde bir ayak, ahizedeki bir ses,</em></div>
<div><em>parmak taklidi yapan</em></div>
<div><em>işleri başlarından aşkın bir dizi başparmak,</em></div>
<div><em>senin bir düşmanın. Senin sevgilin. </em></div>
<div><strong><em>Williams</em></strong></div>
<div>Eşcinsellik <strong>aynı cinsten kişilere karşı duyulan çekim</strong>dir ve toplumdaki bir azınlığın sevgiyi ve cinselliği ifade ediş tarzıdır.</div>
<div>Eşcinselliğin saklı anlamları vardır. Bunlar;</div>
<div><strong>-aynı cinsten olan ebeveynin sevgisine duyulan ihtiyaç,</strong></div>
<div><strong>-cinsel kimliğin tespitine duyulan ihtiyaç,</strong></div>
<div><strong>-toplumdan dışlanma endişesi ve</strong></div>
<div><strong>-karşı cinsle yakın olmaya karşı duyulan korku, şeklinde sıralanabilir. 14 </strong></div>
<div>Toplumda pek çok kişi hatta <strong>içselleştirilmiş homofobi</strong>leri yüzünden eşcinseller bile eşcinselleri dışlamaktadır. Çünkü önyargılarla toplumda azınlıkta kalanlar daima dışlanırlar. Bu nedenle <strong>Olmak Ya Da Olmamak </strong>hem eşcinsellikle ilgili cinsel mitlerin (hurfeler) hem de bu tür ön yargıların değiştirilmesine yardımcı olacaktır. Eşcinsellik konusu medyada ne kadar konuşulursa, ne kadar tartışılırsa yanlış bilgilerin düzelmesi de o kadar kolay olacaktır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/escinselligin-sakli-anlamlari-vardir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinsellik gerçeği kabul etmelidir</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/escinsellik-gercegi-kabul-etmelidir/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/escinsellik-gercegi-kabul-etmelidir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 07:34:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=326</guid>
		<description><![CDATA[Eşcinsellik gerçeği kabul etmelidir Eşcinselliğin doğuştan gelen genetik bir durum olduğu savı uzun zamandır birçok klinisyen ve eşcinsel lobi tarafından topluma ve eşcinsellere dayatılmaya çalışılmaktadır. Oysa eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş bilimsel bir veri mevcut değildir. İsim babalığını sevgili dostum ve CİSED İstanbul Şube Başkanı Dr. Cenk KİPER’in yaptığı “Olmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eşcinsellik gerçeği kabul etmelidir</strong></p>
<p><strong>Eşcinselliğin doğuştan gelen genetik bir durum olduğu savı </strong>uzun zamandır birçok klinisyen ve eşcinsel lobi tarafından topluma ve eşcinsellere dayatılmaya çalışılmaktadır. Oysa <strong>eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş bilimsel bir veri mevcut değildir</strong>. İsim babalığını sevgili dostum ve <strong>CİSED İstanbul Şube Başkanı Dr. Cenk KİPER</strong>’in yaptığı “<strong>Olmak Ya Da Olmamak” </strong>adlı kitabımızda hayat hikâyelerine yer verdiğimiz olgular, bu savın ne kadar asılsız olduğunu göstermesi açısından önemlidir.</p>
<p>16 yıllık hekimlik ve terapistlik yaşamımda yüzlerce eşcinsel hasta gördüm, onlarcasının <strong>eşcinsel yönelim terapisi</strong>ni yürüttüm ve pek çok eşcinsel dostum oldu, büyük bir kısmının ortak noktası travma ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarıydı.</p>
<p><strong><span id="more-326"></span>Travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarına sahip olan herkes eşcinsel olmaz. </strong>Ancak <strong>her eşcinselin travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantısına sahip olduğu tartışılmaz bir gerçektir. </strong></p>
<p><strong>Mevlana </strong>bir şiirinde diyor ki: “<strong>Cehalet insanı çirkinleştirir. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek bir cevabım var. Lakin bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye?</strong>” İnsanları diğer canlılardan ayıran en temel noktalardan biri kendi kaderini yazabilme güç ve kudretidir. Çünkü <strong>dünyada öleceğini bilen ve kendi kaderini yazabilen tek canlı insandır</strong>. Her şey bir harikulade bir düzen içinde devam eder. Çoğunlukla düzeni bozan insanoğludur, yerli yersiz konuşur, konuşulacak zaman susar, susacak zaman konuşur, haksızlık karşısında susar dilsiz şeytan olur. İlim âleminde kendi dalında otorite olan insanlar günlük hayatta az konuşup çok dinlerler. Onların zihni düşünmek ile meşguldür. Bu durum onların bilmediklerinden konuşamadıklarından değil, bilgeliklerindendir. Susmak, kendini dinlemektir. İnsan ne kadar az düşünürse, o kadar çok konuşur. “<strong>Söz var astıra başı, söz var bitire işi</strong>” demiş <strong>Yunus Emre</strong>. Çoğu zaman susmak konuşmaktan daha zordur. <strong>Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED</strong>)’nin eşcinsellik konusundaki görüşlerinin tam olarak ne olduğu anlaşılmadan eşcinsel lobi ve cinsellikle ilgili bazı dernekler tarafından acımasızca eleştirilmesi büyük haksızlıktır. CİSED olarak eşcinsellikle ilgili düşüncelerimizi ortak bir platformda birbirimize iletmenin bu konuda bir yaklaşım geliştirmek adına en doğru adım olacağını düşünüyor ve tüm dünya da birçok klinisyenin kabul ettiği ve ICD-10’da belirtildiği gibi eşcinselliğin bazı tiplerinin kişi isterse tedavi edilebileceğine inanıyoruz. Bu düşünceyi savunuyorken “<strong>Eşcinsellik Kader Değildir</strong>” adlı kitabıma karşı gösterilen tutumları bu nedenle doğru bulmuyorum. Böylesine olumsuz ve sert bir atmosferde eşcinsellik konusunda ülkemizde görüşlerimizi dile getirmek çok kolay olmamaktadır.</p>
<p>Eşcinselliğin bir hastalık olmadığını, psikoloji bilimi ya da eşcinseller adına, insan hakları ve özgürlükleri bağlamında savunurken, eşcinselliğin bazı alt tiplerinin tedavi edilebileceğini söyleyenlere veya eşcinselliğin bir hastalık olduğunu düşünenlere de neredeyse bir <strong>cadı muamelesi </strong>yapılması ve buna bağlı olarak bir <strong>linç psikolojisiyle hareket edilmesi </strong>açıklanması gereken önemli bir çelişkidir.</p>
<p>Başta Üniversitelerimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı, Sağlık Bakanlığımız ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığımız olmak üzere, medya ve sivil toplum kuruluşları, deve kuşu gibi <strong>başlarını kuma gömmekten vazgeçmeli ve eşcinsellik gerçeğini kabul etmelidirler</strong>. Çünkü eşcinsellik karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak, ülkemiz için iyi bir seçim olmayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/escinsellik-gercegi-kabul-etmelidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Kimlik Gelişimi</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/cinsel-kimlik-gelisimi/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/cinsel-kimlik-gelisimi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 07:27:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsel]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel bayrağı]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel hakları]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel ilişkiker]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel nedir]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsel tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinseller]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[eşcünsel nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksüel]]></category>
		<category><![CDATA[lesbian]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[pasif eşcinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=313</guid>
		<description><![CDATA[CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ Kimliğin önemli bir bileşeni cinsel kimliktir. Kişinin cinselliği ve tüm kişiliği öylesine karışmıştır ki tek başına cinsellikten ayrı bir özellik olarak söz etmek neredeyse imkânsızdır. Yumurta tavuk hikâyesinde olduğu gibi, cinsellik tüm kişiliği, kişilik yapısı da cinselliği olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bireyin cinselliği tarafından etkilenmiş olan kişilik gelişimini ve işlevini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>CİNSEL KİMLİK GELİŞİMİ<img class="alignright size-full wp-image-314" title="cinsel kimlik gelisimi" src="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/10/cinsel-kimlik-gelisimi.jpg" alt="" width="300" height="225" /></strong></div>
<div>Kimliğin önemli bir bileşeni cinsel kimliktir. Kişinin cinselliği ve tüm kişiliği öylesine karışmıştır ki tek başına cinsellikten ayrı bir özellik olarak söz etmek neredeyse imkânsızdır. Yumurta tavuk hikâyesinde olduğu gibi, cinsellik tüm kişiliği, kişilik yapısı da cinselliği olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bireyin cinselliği tarafından etkilenmiş olan kişilik gelişimini ve işlevini vurgulamak için psikoseksüel terimini kullanmak doğru bir yaklaşım olacaktır. Ayrıca biyolojik, sosyal ve psikolojik anlamda kişinin kadın ya da erkek olmasını algılama ve kabulü, bu algı ve kabul doğrultusundaki cinsel yönelimleri ile cinsel davranışları cinsel kimliğin gelişimindeki önemli aşamalardır.</div>
<div>Cinsel kimlik, cinselliğin farklı boyutları olan biyolojik, fiziksel, psikolojik, zihinsel ve sosyal süreçlerin etkileşimi ile gelişir, oluşur ve olgunlaşır. <strong>“Cinsiyet”,</strong> <strong>“toplumsal cinsiyet” </strong><strong>ve “cinsiyet rolleri”, “cinsel</strong><strong>davranış”, “cinsel yakınlık”, “cinsel yönelim”</strong> gibi pek çok kavram, zaman zaman birbirleriyle karıştırılan ya da birbiri yerine kullanılan kavramlar olsa da cinsel kimliği açıklayan ana kavramlardır.</div>
<div>Cinsel kimlik ve cinsiyet kimliği kavramlarının birbirleri ile karıştırılmaması önemlidir. Cinsel kimlik, bireyin cinsel ve ilgili diğer davranışsal eğilimleri, vücut görüntüsü ve bunların toplumsal yansımalarının birlikte algılanması ile ilgili ve cinsiyet kimliğinden daha geniş kapsamlı olan bir kavramdır. Cinsiyet kimliği kavramı yalnızca bireyin kendini dişi ya da erkek olarak algılaması ile kısıtlıdır ve cinsel yönelimden ayrıdır. Cinsel kimlik bazen cinsel yönelimle eş anlamlı gibi kullanılsa da iki kavram birbirinden ayrı öğeler içerir. <strong>Cinsel kimlik</strong> kişinin cinselliğini algılaması ve bu algının toplum tarafından sunulan modellerle olan karmaşık ilişkisi, <strong>cinsel yönelim</strong> ise yalnızca kişinin cinsel istekleri, bağlılıkları ve düşleri anlamında kullanılabilir. Bu nedenle cinsiyet kimliği, cinsel kimlik ve cinsel yönelim ayrı süreçler olarak incelenmelidir.</div>
<div><strong><span id="more-313"></span>CİNSİYET KİMLİĞİ (Eşeysel Kimlik – Sexual Identity) </strong></div>
<div>Cinsiyet, insanın biyolojik olarak dişi ya da erkek olmasını belirleyen temel özellikleri tanımlar. Cinsel kimliğin ilk tohumları biyolojik olarak döllenme sürecinde atılır. Kişi doğduğu anda bedensel cinsiyeti bellidir. Yani bütün çocuklar dişi ya da erkek cinsel organları ile doğarlar. Çok nadir olarak, hem kız hem erkek organına sahip olarak doğanlar olabilir.</div>
<div><strong>Cinsiyet kimliği</strong>; kromozomları, dış genital organları, iç genital organları, hormonsal yapıyı ve ikincil seks özelliklerini içeren <strong>kişinin</strong><strong> biyolojik cinsel özellikleri</strong>dir.</div>
<div><strong>CİNSEL KİMLİK (GENDER IDENTITY)</strong></div>
<div>Cinsel kimlik; <strong>kişinin dişilik veya erkeklik</strong> <strong>algı</strong><strong>sı</strong>dır. Cinsel kimlik, kişinin erkek ya da kadın olarak biyolojik varlığının farkına varması ve kabul etmesidir. İki veya üç yaşlarında hemen herkesin “ben erkeğim” veya “ben kızım” diye katı bir fikri vardır. Cinsel kimlik davranışın erkeksi veya kadınsı psikolojik yönlerini yansıtır. Kişinin cinsiyeti ile cinsel kimliği çoğu zaman iç içe girmiştir. Biyolojik faktörler eksiksiz gelişimini tamamlasa bile erkeklik ya da kadınlık hissinin gelişiminde bir sorun olabilir. Peki, çocuk, kendi cinsine ait duygu, düşünce, tutum ve davranış özelliklerini nasıl kazanır? Kız ve erkek çocukların beden yapıları ve iç salgı bezleri bakımından doğuştan itibaren ayrı yaratılmışlardır. <strong>Bir çocuğun kız ya da erkek doğması, cinsel kimliğini kazanması için ilk koşuldur ama yeterli ve tek koşul değildir.</strong> Cinsel kimlik başta anne-baba olmak üzere aile üyeleri, öğretmenler ve yakın arkadaşlarla yaşanan sonsuz deneyimlerden köken alır.</div>
<div><strong>CİNSEL ROL (GENDER ROLE)</strong></div>
<div><strong>Toplumsal öğrenme kuramı</strong>na göre cinsiyet rolünü öğrenme, ilk çocukluktan başlayan ve yaşam boyunca süren bir süreçtir. Çocuklar kız veya erkek davranışları ödüllendirildiğinde, cezalandırıldığında ve erkeksi/kadınsı davranış modellerini gözlediklerinde cinsiyet rollerini öğrenirler. Yani çocuk cinsiyeti ile ilgili farklılıkları gözlem ve deneyimleri ile öğrenmektedir. Cinsel kimliğin tamamlanması ve oluşumu ergenlik yıllarında olsa da <strong>cinsel kimliğin temelleri daha çok ödipal dönemde yaşanan ödipal çatışmanın açılımlarıyla atılmaktadır</strong>. Hatta çocuk 3 yaşından önce de sosyal öğrenme ile cinsiyet rollerinin farkına varır ve cinsel kimliğinin temellerini yavaş yavaş oluşturabilir. 3 yaşına doğru çocuklar kız erkek ayrılığını fark edip incelemeye koyulurlar. Bu nedenle <strong>Anna Freud,</strong> insanda cinsel içgüdülerin 13–15 yaşlarında ansızın ortaya çıkmadığını, çocuğun gelişimiyle birlikte işlev kazandığını ileri sürmüştür.</div>
<div>Ödipal döneme giren bir çocuk yaklaşık 3 yaşlarında “<strong>ben erkeğim</strong>” ya da “<strong>ben kızım</strong>” şeklinde cinsel kimliğine ilişkin temel algıları oluşturmaya ve bebeklerin nereden geldiğini sormaya başlar. Ardından bebeğin anne karnına nasıl girdiğini sorar. Bu dönemde “<strong>merak</strong>” duygusu ön plandadır.</div>
<div><strong>Cinsel davranış</strong>, kişinin cinsel olarak ne yaptığı ile ilgilidir. Arzu, fanteziler, eş arama, kendi kendine doyum sağlama ve cinsel gereksinimlerini dışa vurmak ve doyurmak için yapılan tüm diğer etkinlikler cinsel davranış tanımı içine girebilir. Cinsel davranış kişinin biyolojik faktörlerinin getirdiği özelliklerden dolayı toplumun beklediği ve kabul ettiği davranışlardır. <strong>Öğrenmeyle yaşanılan deneyimler</strong>, <strong>örnek almalar, özdeşimler ve bir dizi duygusal süreçler</strong> tarafından belirlenen cinsel davranışlar, cinsel kimlikle çok yakından ilişkilidir. <strong>Çocuğun cinsel kimlik kazanmasında anne babası ile olan özdeşimde önemlidir</strong>. <strong>Kız çocukla annesi, erkek çocukla babası arasındaki ilişki ne kadar yakın ve olumlu ise özdeşim o kadar kolay olur</strong>. <strong>Cinsel rol</strong> cinsel kimlikle ilişkili olan ve bir anlamda ondan kaynaklanan bir davranıştır. Yani kişinin bir erkek veya kadın statüsüne sahip olmak üzere <strong>söylediği veya yaptığı bütün her şey</strong>dir. <strong>Cinsel rol</strong>, kadının ve erkeğin nasıl düşüneceğini, nasıl davranacağını ve nasıl hissedeceğini belirleyen aile ve toplumsal çevre tarafından verilen bir roldür. İlk aylardan başlayarak anne ve baba; bebeğin cinsiyetine uygun davranmaya özen gösterir, kız ve erkek çocuktan beklentileri farklıdır. Evde kazanılan cinsel kimlikler, çevrede pekişerek olgunlaşır.</div>
<div><strong>Okul yılları</strong>nda çocuklar kendilerini hem cinslerinin tepkilerine göre algılarlar. Bu yıllarda karşı cinse düşmanıymış gibi bakabilirler. Bu durum 12–14 yaşlarında kaybolmaya başlar. <strong>Ergenlik dönemi</strong>nde cinsel organlar ve mastürbasyon keşfedilir, karşı cinsle yakın ilişkiler kurulur. Ergenliğin getirdiği biyolojik ve fiziksel değişiklikler karşı cinse olan düşmanlığın hayranlığa dönüşmesini sağlar. Kız ve erkek ergenler birbirlerine yakınlaşmaya, birbirlerinin ilgisini çekmeye ve birlikte bir şeyler yapmaya başlarlar. Ancak cinsel yönelimin daha çok göze battığı ve fark edildiği ergenlik dönemi; kendinin çoğunluktan farklı olduğunu algılayan bir ergen için ağır sorunların yaşandığı bir dönemdir.</div>
<div>Toplumsal, siyasal, bölgesel ve kültürel farklılıklar cinslerin üsteleneceği roller de farklılıklara yol açabilir. Sosyalleşme süreci ve kültürü içinde edinilen kadın ve erkek olma özelliklerine işaret eden<strong> toplumsal cinsiyet</strong>; toplumsal ve kültürel olarak onaylanmış ve belirlenmiş cinsiyeti, cinsiyet kimliğinden ayırmak üzere kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle cinsel rol, toplumsal cinsiyetin bir parçasıdır. Bazı kültürlerde erkeğin mutfakta herhangi bir iş yapması erkek cinsel rolü ile bağdaşmazken, başka bir kültürlerde ev işlerinin paylaşılmaması bencillik ve olgunlaşmama belirtisi olarak algılanabilir. Ülkemizde kız çocuklarına daha duygusal, daha uysal, daha söz dinleyen, daha yardıma ihtiyaç duyan bir rol biçilirken; erkek çocuklarına ise; daha katı, daya yaramaz, daha az söz dinleyen, daha saldırgan, bağımsız davranmaya meyilli bir rol yüklenmektedir. Ayrıca erkek cinsel rol deneyimleri daha çok kendi kendine deneyimleri kapsar, aktif ve bağımsız bir rolün kabul edilmesini kolaylaştırır. Erkelere direk ifade edilmese de üstü kapalı olarak mastürbasyon izni verilir. Mastürbasyon çok az tensel duygu ile yapılır, tümüyle boşalmaya yönelmiştir. Kadın cinsel rol deneyimleri ise pasifliği, başkalarının gereksinim ve taleplerine yanıt verir olmayı destekler. Kadınlara cinsel uyarılmanın cinsel terimlerden çok romantik terimlerle nitelendirilmesi öğretilmektedir. <strong>Kinsey</strong>, mastürbasyonun kadınlarda orgazma ulaşmanın en etkili yolu olsa da en sık başvurulan seksüel aktivite olmadığını tespit etmiştir. <strong>Masters ve Johnson</strong> (1966) fizyolojik olarak en yoğun orgazmın mastürbasyonla olmasına karşın doyum duygusunun cinsel birleşmeyle daha fazlı olduğunu bildirmiştir. <strong>Hite, </strong>kadınlarda cinsel aktiviteler sırasında en büyük zevkin “duygusal yakınlık” “yumuşaklık”, “sevilen biriyle derin duyguların paylaşımı” yanıtlarını almıştır. Bu bulgular kadınların öncelikle cinsel aktivitelerin duygusal ve kişiler arası yönlerine değer verdiklerini ve bunlardan yoğun haz aldıklarını göstermektedir. Sosyalleşme süreci<strong> erkeklere erkekliklerini ispat etmeyi, gösteri yapmayı, başarmaya odaklanmayı veya çevrelerini kontrol etmeyi öğretir.</strong> Bu öğreti cinsel yakınlık ve ilişki sırasında da kendini gösterir.</div>
<div><strong>Erkeğin cinsel anlamda sosyalleşmesinin 3 önemli temeli vardır. </strong>Bunlar;</div>
<div><strong>1-Kadını cinsel bir meta olarak görme:</strong> Genç yaşlardan itibaren erkekler genellikle kadınları cinsel bir meta olarak görmeye veya algılamaya başlarlar, hatta programlanırlar. Çünkü cinselliğin ayıp, yasak, günah veya kötü olarak algılandığı dünyada cinsellik bir meta haline gelebilir. Zamanla kadın, “hani bana âşıktın, nasıl başka bir kadınla yatabildin?” diye sorarken; erkek ise “o kadın sadece bir seferlik ilişkiydi, sana duyduğum aşkla ne ilgisi var?” diyebilecek bir duruma gelebilir.</div>
<div><strong>2-Saplanma:</strong> Erkekler cinsel aktivitelerin bir parçası olarak göğüsler, vajina, bacaklar, kalça vb. kadınların bedenlerinin bir bölümüne saplanmayı veya odaklanmayı öğrenirler. Freud’a göre bu saplanma, kişinin karakterindeki kontrol edemediği haz düşkünlüğünün çocukluğundaki gelişim dönemlerinin birinden kalan yansımasıdır. Eğer bir kişi psikoseksüel gelişim aşamalarındaki belirli bir evrede gerekli hoşgörü ve ilgiyi bulamazsa ya da o belirli evre içersinde üzerinde iz bırakabilecek bir olay yaşamışsa bu insan yetişkinliğinde saplanma yaşayabilir. Yani cinsel hazzını çocukluğundaki gibi gidermeye çalışır. Örnek olarak, beklenmedik bir şekilde aniden sütten kesilmiş bir çocuk gibi oral döneme saplanır kalır. Tıpkı emzirilen bebek gibi pasif ve bağımlı bir karaktere bürünebilir, her şeyi partnerinden bekler, cinsellikte aktif bir rol üstlenmez. Yarım kalan duygularını tatmin etmek için kendini sigara, alkol gibi haz veren maddelere ya da aşırı yemeye verebilir.</div>
<div><strong>3-Elde etme</strong>: Cinsel konularda bir erkek, bir kadını bir şeye indirgemeyi başardığında ve cinsel doyuma ulaştığında bilinçdışı olarak o kadını elde etmiş olur. <strong>Hite</strong>, bazı erkeklerin cinsel dürtü kavramını; kendilerini kadınlardan ayırmak ve kendilerini <strong>aktif ve saldırgan</strong> olarak pasif olan kadının tam tersi şeklinde tanımlamak için kullandıklarını söylemiştir. Bazı erkekler için erkekliklerinin ispatı sadece iyi bir cinsel aktivitede bulunmak değil, aynı zamanda bilinçdışı olarak kadına sahip olmayı, onu elde etmeyi, ilişkide kendini baskın, güçlü ve üstün hissetmeyi de içermektedir.</div>
<div>Kadının ve erkeğin cinsel anlamda yaşadığı sosyalleşme dramatik olarak birçok boyutta birbirinden ayrışır:</div>
<div><strong>Erkek                                                              Kadın</strong></div>
<div>—kontrol etme                                                 —acizlik</div>
<div>—cinsel organlara odaklı cinsel aktiviteler           —genelleşmiş tensel haz</div>
<div>—cinsel metalaştırma, saplanma ve elde etme    —aşk veya romantik bağlılık</div>
<div>—performansa ve başarıya odaklanma                —sürece odaklanma</div>
<div>Kadınlar ve erkekler yukarıdaki gibi farklı amaç ve beklentilerle cinsel anlamda yakılaştıklarında veya cinsel aktivitelerde bulunduklarında, sorun yaşanması kaçınılmazdır.</div>
<div><strong>Cinsel yakınlık</strong>, cinselliğin ruhun ve bedenin paylaşılması, yakın beden teması olarak haz alıp, haz vermeyi amaçlayan bir şekilde yaşanmasıdır. Cinsel yakınlık insan ilişkilerine ait 3 temel ihtiyaç ve arzunun doyumuna doğrudan olanak verebilir. Bunlar,</div>
<div>—Bir bebek gibi bir çocuk gibi <strong>sevilme, bakılma, korunma arzuları</strong>,</div>
<div>—<strong>Hayran olunma, beğenilme, onaylanma arzuları</strong>,</div>
<div><strong>—</strong><strong>Arzulanma, âşık olunma ve istenilme arzuları.</strong></div>
<div><strong>Aşk</strong>, karşılıklı beğenme, birlikte olmaktan mutlu olma, geleceğe dair güzel hayaller kurma, düşünsel ve duygusal boyutta cinsel bir yaşantı anlamına gelebilir. <strong>Karşılıklı aşk</strong> ve bu 3 temel arzuyu barındıran cinsel yakınlık; mutlu bir ilişkinin, sağlıklı ve haz verici bir cinselliğin olmazsa olmaz koşuludur. Bu 3 temelden sadece bir ya da ikisi üzerine oturan ya da bir alanda doyumu eksik kalan birliktelikler yeterli ölçüde doyum ve mutluluk vermedikleri için, yaşamdan alınan keyif ve mutluluk önemli ölçüde sınırlanır, çatışmalı ilişkiler yaşanabilir. Sözgelimi sadece korunma, sevilme veya bakılma ihtiyaçlarını karşılayan çok sayıda birliktelik vardır. Bu çiftler birbirlerine düşkün ve bağımlı olurlar ancak aralarındaki ilişki çoğu zaman bilinçdışı anne-oğul ya da baba-kız ilişkisinin yeniden kurulmasının patolojik bir biçimidir. Bu durumda aşk ve cinsellik sağlıklı, yeterli ve doyumlu olarak yaşanmaz. Çünkü çiftler hoş duygular içinde birbirine yakın olmalı, sohbet etmeli, dokunarak, sarılarak, öpüşerek, masaj yaparak, birlikte banyo yaparak, birlikte sarılıp uyuyarak, hatta birlikte mastürbasyon yaparak ya da değişik pozisyonlarda cinsel birleşme yaşayarak birlikte haz almalı ve hazzı artırarak ruh ve bedenlerini paylaşmalıdırlar.</div>
<div><strong>Cinsel yönelim</strong> bir kişinin, bir başka bireye karşı duygusal, düşünsel, romantik ve cinsel şehvet ile yaklaşımıdır. Bu yaklaşım her zaman cinsel eylemi gerektirmez, hatta çoğu kez duygusal, düşünsel, romantik ve fantezi düzeyinde kalabilir. Cinsel yönelim <strong>heteroseksüel, eşcinsel ve biseksüel</strong> kavramlarını içeren geniş bir yelpazede gözlemlenebilir. Bir kişi yalnızca karşı cinse eğilim duyuyorsa <strong>heteroseksüalite</strong>den, yalnızca kendi cinsinden kişilere cinsel ilgi duyuyorsa <strong>eşcinsellik</strong>ten, her iki cinsten kişilere ilgi duyuyorsa <strong>biseksüalite</strong>den söz edilebilir. Yani cinsel yönelim; kişinin cinsel ve duygusal olarak çekim duyduğu cinsiyete göre tanımlanan bir özelliktir.</div>
<div>—<strong>Heteroseksüel: </strong>Kişinin karşı cinsiyete cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır.</div>
<div>—<strong>Eşcinsel </strong>(<strong>Homoseksüel): </strong>Kişinin kendi cinsiyetine cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır. <strong>Eşcinsel kadın ve erkekler</strong>in bedensel cinsiyetlerine herhangi bir itirazları yoktur, sadece aynı cinsten bireylerle cinsel ilişki kurmak isterler, cinsel yönelimleri kendi cinslerinedir.</div>
<div>—<strong>Biseksüel: </strong>Kişinin her iki cinsiyetten olanlara cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır.</div>
<div>—<strong>Travesti: </strong>Karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, karşı cinsin davranışını sergilemekten cinsel haz alan kimselerdir.</div>
<div>—<strong>Transseksüel: </strong>Cinsiyetini değiştirmesi gerektiğine, ruhsal ve bedensel olarak diğer cinsiyete sahip olması gerektiğine inanan kişidir. Kişi sahip olduğu biyolojik cinsiyet özelliklerini reddeder, karşı cinsten biri olarak görülme ve karşı cinse benzeme isteği içindedir, kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hisseder. <strong>Transseksüellik</strong> de hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir. Ameliyat olmamış/olamamış gerçek bir transseksüel cinsel kimlik olarak karşı cins özelliklerini gösterebilir ve cinselliği doğrudan karşı cinse yöneliktir.</div>
<div>Heteroseksüel, eşcinsel veya biseksüel erkeklerin, bedensel cinsiyetleri de cinsel kimlikleri de erkektir. Aynı şekilde heteroseksüel, eşcinsel ya da biseksüel kadınların da, bedensel cinsiyetleri ve cinsel kimlikleri kadındır. Yani sanılanın aksine <strong>eşcinsel erkekler kendilerini kadın gibi ya da eşcinsel kadınlar kendilerini erkek gibi hissetmezler.</strong></div>
<div>Freud’un <strong>klasik dürtü çatışma kuramı</strong>na göre, erkek eşcinselliğinin temelinde <strong>çözümlenmemiş ya da sağlıksız geçilmiş ödipal çatışmalar</strong> yer almaktadır. Ödipalin sağlıklı çözülebilmesi için çocuk bir taraftan baba ile özdeşim kurmaya ve baba gibi olmaya çalışırken, bir taraftan da anne için babayla rekabete girmeli, taktikler geliştirmeli ve babayla uzlaşarak hadım edilme korkusundan (pipi kesilme korkusu) kurtulmalıdır. Bu sayede cinsel kimliği ortaya çıkacaktır. Ödipal dönemin sağlıksız geçirilmesinde ise; çocuk anneye olan ödipal bağını kopartamaz, otoriter, mesafeli veya aşırı pasif baba ile sağlıklı özdeşim kurama, ilişkilerinde kopukluk olur, baba ile çatışmaları yoğunlaşır, hadım edilme korkuları artar ve anneye duygusal bağlılık ve bağımlılık duyar, böylece cinsel alanda anne gibi bir tutum geliştirir ve zamanla eşcinselliğe kayacak olan sıkıntılı bir cinsel kemliğin temeli atılır. Derin ego’nun kullandığı ilkel savunma mekanizmalarının yeterli olmayışı ile eşcinsellik veya transseksüalite yönünde cinsel davranış ve kimliğin belirlenmeye başlar. Yani çocuğun heteroseksüel olarak doğar ama otoriter ve hostil (düşmanca davranan) baba veya dominant kontrolcü anne arasında kalan çocuk ödipal çatışmasını sağlıklı çözemediği için eşcinselliğin temeli atılır. Bu süreçte anne çocuğu kendisine bağlar ve bu yolla çocuk baba yerine anne ile özdeşim kurmak zorunda kalır. Bir başka görüşe göre ise, doğumdan sonra anne depresyona girebilir, sıkıntı yaşayabilir, eşinin desteğini kaybedebilir ve anne kendisine yardımcı olan kız kardeşlerini daha çok tercih edebilir. Bu süreçte anne onu bu duruma düşüren eşine ve onun cinsel kimliğine karşı ambivalan (aynı kişi ya da aynı nesne için hem sevgi hem de nefret duyma) duygular taşır ve çocuk bunu hissedebilir. Bu koşullarda çocuk annenin dikkatini çekmek ve onun gözüne girebilmek için kadınsı davranışlara yönelebilir. Ayrıca çocuk akranları olan erkek çocuklarla ilişkilerinde itilip kakılırsa kız akranları ile birlikte olmaya mecbur kalabilir. Anne ve babanın çatışmaları da yoğunsa, bu çatışmalar çocuğun güvensizliğini daha da arttırır.</div>
<div>Freud’un <strong>klasik dürtü çatışma kuramı</strong>na göre, kadın eşcinselliğinin temelinde kızların penislerinin olmadığını keşfetmelerinden sonra anneye karşı kızgınlık duymaları, derinden incinmeleri, kendini erkeklere göre aşağıda görmeleri ve bu durumdan da annelerini sorumlu tutmaları yatar. Ödipal çatışmasını sağlıklı çözümleyemeyen kız çocuk, sevgi nesnesi olarak babayı tanır, savunma olarak babayla özdeşim yapar ve aşk nesnesi olarak da anne ve diğer kadınlara yönelir. Hatta kız çocuk babasının çocuğunu doğurmak yoluyla olmayan penisini dolaylı yoldan elde etme fantezisini kurar ama asla penisi olmayacağı gerçeği aşağılık duygularını yoğunlaştırır, baba ve tüm erkeklerden vazgeçer ve sevgi nesnesi olarak annesi ve diğer kadınları içine alır. Kadın eşcinsellerin çoğunda <strong>depresyonda olan yetersiz anne ve saldırgan eğilimli baba </strong>figürü vardır.</div>
<div>Transekseksüalitede ve transvestizmde ise, anne çocuk ilişkisinin ilk başladığı aylarda yaşanan birliktelikte aşırı özdeşim yaşanması ve ayrışma bireyselleşme durumlarından sağlıklı bir biçimde geçilememesi önemli bir rol oynar. Ödipal dönemde bu yapı pekişir, latent dönemde gelişir ve ergenlik döneminde belirgin olarak ortaya çıkar. Gerçek transseksüellerin öykülerinde pasif, güvenilmez, tutarsız, boyun eğen bir baba ve depresyonda olan bir anne figürünün sık görülen bir durumdur. Yeterli ego gücüne sahip olmayan ve transseksüel olma yolunda olan bir ergen, sosyal ortamlarda dışlanmaya başlar ve karşı cins rolünü benimsediği için sık sık alay konusu olur, biyolojik cinsiyetiyle kendilik duyguları arasındaki uygunsuzluğun farkına varmayı tolere edemez.</div>
<div>Çocukluk döneminde yaşanan cinsel travmalar ya da korkular, yanlış ve hatalı bilgilendirilmeler, kişilik özellikleri, ailenin cinselliğe bakışı ve bu konudaki eğitimi, cinsel rol ve cinsel kimlikteki güvensizlik ileri yaşamda vajinismus, erken boşalma, sertleşme sorunları, orgazm bozukluğu gibi cinsel işlev bozukluklarının yaşanmasına neden olabilir. <strong>Freud</strong>, nevrozların oluşumunda çocuklukta yaşanan cinsel içerikli sarsıcı olayların önemli bir rol oynadığını söylemiştir. Yani yetişkin bir insan cinsel hayatında bir hayal kırıklığı yaşadığında çocukluk cinselliğine dönme eğilimi gösterebilir. Yani <strong>cinsel istek bozukluğu</strong> olan bir kişi bilinçdışında cinsel var olan korkuları nedeni ile kendini korumak amacıyla isteksizlik duyabilir. Freud bunun çözümlenmemiş ödipal çatışmaya bağlı olduğunu düşünmüştür. Hatta bazı erkekler ödipal döneme takılı kalmakta ve bilinçdışı olarak vajinanın kendilerini hadım edeceği korkusu yaşamaktadırlar. <strong>Bilinçdışında vajinanın dişleri olduğunu düşünmekte ve bu nedenle de kadın cinsel organı ile temas edememektedirler</strong>. Kadınlar da buna benzer çatışmalara bağlı olarak cinsel isteksizlik yaşayabilirler.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/cinsel-kimlik-gelisimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşcinselliğin Nedenleri</title>
		<link>http://www.escinsellik.net/escinselligin-nedenleri/</link>
		<comments>http://www.escinsellik.net/escinselligin-nedenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 07:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinselliğin nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[eşcinsellik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[gay nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Homosexuality]]></category>
		<category><![CDATA[kadın eşcinselliği]]></category>
		<category><![CDATA[karşı cins]]></category>
		<category><![CDATA[Lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[lezbiyenlik]]></category>
		<category><![CDATA[neden eşcinsellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.escinsellik.net/?p=297</guid>
		<description><![CDATA[Eşcinselliğin nedenleri hakkında yaygın iki görüş vardır. Birinci görüş; eşcinselliğin biyolojik kaynaklı olduğudur ve insanların doğuştan eşcinsel olduğu savunulur, fakat bilimsel araştırmalar bunu doğrulamamakla birlikte eşcinsellik üzerine çalışan araştırmacılar birçok faktörün eşcinselliği etkilediğini söylüyor. İkinci görüş ise; eşcinselliğin bir tercih olduğunu savunur. İnsanlar davranışlarını seçebilirler fakat arzularını ve atraksiyonlarını (çekicilik/çekim gücü) seçemezler. Bu sebeple kişilerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eşcinselliğin nedenleri hakkında yaygın iki görüş vardır. Birinci görüş; eşcinselliğin biyolojik kaynaklı olduğudur ve insanların doğuştan eşcinsel olduğu savunulur, fakat bilimsel araştırmalar bunu doğrulamamakla birlikte eşcinsellik üzerine çalışan araştırmacılar birçok faktörün eşcinselliği etkilediğini söylüyor. <strong>İkinci görüş</strong> ise; eşcinselliğin bir tercih olduğunu savunur. İnsanlar davranışlarını seçebilirler fakat arzularını ve atraksiyonlarını (çekicilik/çekim gücü) seçemezler. Bu sebeple kişilerin eşcinsel duygular beslemelerini bir tercih olarak savunmak doğru değildir. Tıpkı duygu gibi arzu ve çekim gücü de içten gelir ve bilinçli bir tercihle oluşmaz. Peki, bu yaklaşımların ikisi de doğru değil ise <strong>eşcinsellik nereden kaynaklanıyor?</strong></p>
<p>Eşcinsellik gelişimsel süreci olan bir durumdur. İnsan gelişimi çok karmaşık bir süreç olmakla beraber gelişim sürecini etkileyen birçok sayıda etken vardır. Kabaca eşcinselliği etkileyen faktörler şöyle sıralanabilir:</p>
<p><a href="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/08/98caf43_b1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-299" title="98caf43_b[1]" src="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/08/98caf43_b1.jpg" alt="" width="400" height="267" /></a></p>
<p><strong>Cinsel kimlik</strong> kişinin kendi cinsel kimliğini nasıl algıladığıdır. Yani davranışlarının kadınlık ya da erkeklikle ilgili ruhsal yönleridir. <strong>Peki, sağlıklı bir cinsel kimlik nasıl oluşur veya sağlıksız bir cinsel kimliğin eşcinsellik üzerindeki etkisi nedir?</strong> Öncelikle erkek cinsel kimliğinden bahsedersek; yeni doğmuş bir bebek ilk aylarda kendini ve annesini bir bütün olarak görür. Daha sonra ayrı bir birey olduğunu fark eder ve yaklaşık 1,5 yaşında cinsel kimlik ayrımı hakkında bir fikri oluşmaya başlar. Küçük erkek çocuğu etrafındaki bireylerin farklı cinsiyetlerde olduğunu fark eder. Anne kız, baba erkek olarak algılanır. 2,5 yaşına geldiğinde ise erkek çocuk annesi ile arasındaki bağlanmayı keserek (ayrışarak), babası ile bağlanma sürecine girmenin mücadelesini yaşamaya başlar. Bu süreç baba ile kurulan ilişki aracılığıyla çocuğun cinsel kimliğini geliştirdiği süreçtir. Çocuk babasına çeşitli sorular sorarak erkeklerin neler yaptığını, nasıl konuştuklarını, nasıl yürüdüklerini öğrenmeye çalışır ve kendini sorgulamaya başlar. Bu 2,5 yaş ve 4 yaş arasında bilinçdışı gelişen bir süreçtir. Babanın yaklaşımı çocuğa zaman ayırarak onun soruları ile ilgilenmek, merak ettiği konuları önemsemek ve cevap verirken özellikle sözsel olarak da merakını onayladığını, onunla gurur duyduğunu, onu çok cesur ve güçlü bulduğunu belirtmek yönünde olmalıdır. Ayrıca bu iletişim sırasında fiziksel temasta bulunmak (sarılmak, tutmak, birlikte araba yıkamak, top oynamak, bir şeyler tamir etmek, vb.) da önemlidir. Özellikle fiziksel teması gerektiren oyunlar oynamak da  (basketbol, futbol gibi) çocuğun erkeksi kimliğinin oluşumuna katkı sağlar.</p>
<p>5-6 yaşlarına geldiğinde ise çocuk için yeni bir süreç başlar. Bu süreçte genellikle okula giden çocuklar diğer erkekler ile kendini kıyaslayarak kendi erkeklik kimliğini sorgulamaya başlar. Etrafındaki diğer erkek çocukları tarafından kabul edilme, onaylanma ve aralarına kabul edilme ihtiyacı duyar. Bir süre kendi cinsinden olan bu erkek çocukları ile bağ kurmaya çalışır, karşı cins ile ilgilenmezler. Bu doğal bir süreçtir. Kişi kendi cinsel kimliğini tam anlamıyla anlamadan karşı cins ile ilgilenmeye başlamaz.</p>
<p>Çocuklarda ergenlik başlangıcı ile birlikte (10-12 yaş) cinsel kimlik oturur ve artık karşı cinse ilgi ve merak başlar. Eşcinsel eğilimi olan kişilerde ergenlik dönemindeki karşı cinse olan merak süreci görülmez. Bu kişiler genellikle anneden ayrışma baba ile bağlanma sürecinde (2,5 yaş civarında) bir takım engeller yaşarlar. Baba figürünün yok olması, yani bağlanma yaşayacak bir babanın fiziksel olarak bulunmaması durumunda veya babanın fiziksel olarak olmasına rağmen çocuğa kendini güvende ve istenilir hissettiremeyen bir baba eşcinsel eğilimin temelinde yatan faktörlerden biridir. Bu süreçte tam olarak ne olduğundan çok <strong>çocuğun durumu nasıl algıladığı</strong> önemlidir. Eğer erkek çocuk babasın tarafından kabul gördüğünü, istendiğini, önemsendiğini ve bağ kurmaya çalıştığını algılayamıyor ise baba ile bağlanma sürecinin kurulması zorlaşır. Algılayışımız mizacımızla ilgilidir. Örneğin hassas mizaçlı bir çocuk söylenenleri kolaylıkla kişisel algılayabilir. Genellikle eşcinsel eğilimleri olan kişilerin hassas mizaçlı oldukları ve dolayısı ile birçok şeyi kişisel algıladıkları görülür. Ayrıca bu kişilerin genellikle zeki ve güçlü sezgilere sahip oldukları görülür. Bu çocuklar her türlü detaya dikkat ederler ve ne olduğunu en ince ayrıntısına kadar fark ederler.</p>
<p><a href="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/08/homoerotik1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-300" title="homoerotik[1]" src="http://www.escinsellik.net/wp-content/uploads/2011/08/homoerotik1.jpg" alt="" width="483" height="322" /></a></p>
<p>Aslında çocukları ile iletişim kurmak isteyen onları gerçekten seven bazı babalar doğru davranış ve yaklaşım yöntemlerini bilmediklerinden çocukları tarafından farklı algılanabilmektedirler. Özellikle sert mizaçlı babalar küçük çocuklarına seslerini yükselttiklerinde canavar olarak algılanabilmektedir. Bu durumda çocuk anne ile ayrışıp bir canavar ile yakınlık kurmaktan kaçınabilmektedir. Yine bazı babalar aslında çocuklarına yardım etmeye çalışırken onların cinsel kimliklerini zedeleyici bazı benzetmeler yaparak (anne kuzusu olmakla suçlamak, kız gibi davranmakla suçlamak gibi) da çocuk ile baba arasında oluşabilecek sağlıklı bağlanmayı engelleyebilmektedirler. Bu ve benzer nedenlerle çocuk ile baba arasında bir bağ oluşmaz, fakat çocuk her şeye rağmen bu bağın oluşması için, doğası itibari ile içten gelen bir arzu içerisindedir. Çocuk bu bağın oluşması için birçok deneme yapar ve eğer reddedilir ve başarısız olursa birkaç denemeden sonra bu çabasından vazgeçebilir. Bu durumda <strong>babadan içsel bir ayrışma</strong> yaşanır ve anne ile bağlanma süreci devam eder. Baba figürü erkekliği temsil ettiğinden çocuk kadın kimliğini erkek kimliğine tercih eder. Genellikle cinsel eğilimi olan kişilerin çocuklukları daha fazla kadınlar arasında geçenlerdir. En az bir kız kardeş, anne ve büyükanne ile büyütülmüşlerdir. Bu süreçte kadınlar hakkında birçok şey öğrenirler ve kadınsı özellikleri benimserler. Fakat bir yandan da erkekler hakkında bilgi edinme arzusu içindedir, fakat edinme fırsatı bulamaz. Bu sebeple genellikle erkeklerle iletişim kurmakta zorlanırlar. Çünkü diğer erkekler tarafından korkutuluyor veya kadınsı davranışlarından dolayı dışlanıyor olabilecekleri gibi, kızların yanında kendilerini daha iyi hissedebilirler de. Farkında olmadan erkek arkadaştan çok kız arkadaş edinmeye başlarlar. Ergenlik çağına geldiklerinde hala diğer erkekler tarafından kabul görme ve onlara dâhil olma arzusu içerisindedirler. Kendi cinsiyetinden çok karşı cinse ait bilgiye sahiptiler ve artık onlara ilgi duyma ihtiyacı kalmamıştır. Tek merak ettiği erkeklik ve erkeklerdir. Doğası itibarı ile sahip olunan dürtüler, ihtiyaçlar doyurulmadığı takdirde ortadan yok olmazlar aksine daha da şiddetlenebilir veya form değiştirirler. <strong>Kendi cinsi ile bağlanma ihtiyacı doyurulmayan </strong>bir ergenin bu dürtüleri ortadan kalkmaz. Ergenlik ile birlikte vücutta oluşan fiziksel değişimler olur, cinsel arzular gelişir ve <strong>kendi cinsine olan merak cinsel merakla birleşir</strong>. Aslında bireyin kendi cinsinden olan bir başkasından arzuladığı romantik ve cinsellik içeren bir ilişki değil <strong>sağlıklı, duygusal anlamda derin ve cinsellik içermeyen bir ilişki kurabilmek</strong>tir. Fakat bu durum cinsel bir ihtiyaç ve romantik bir ilişki ihtiyacı olarak ortaya çıkar. Bu duyguların ne kadar güçlü olabileceğini bilmek çok önemlidir. <strong>Bu kişileri yanlış tercih yapmakla suçlamak, onları bu durumun gerçekten bir tercih olduğuna inandırır</strong>. Bu kişiler eşcinsel eğilimlerinden kurtulmak için dua ederler. Fakat doğaları itibarı ile sahip olunan ihtiyaçlar doğru şekilde karşılanmadıkları sürece yok olup gitmezler. Bu süreçte değişimin mümkün olduğu ve diğer erkeklerle cinsellik içermeyen sağlıklı bir ilişki seçeneğinin olduğunu bilmek önemlidir.</p>
<p><strong>Kadın eşcinselliği</strong>nin<strong> (lezbiyenlik) </strong>gelişimini tetikleyen birçok neden olmakla beraber bilinen en temel 4 neden şöyle sıralanabilir.</p>
<p>-Birincisi erkeklerde olduğu gibi <strong>bağlanma süreçleri</strong> ile ilgili. Kız çocuğun anne ile bağlanma süreçlerinde sorun yaşaması, kendi cinsine uzak kalmasına, daha çok karşı cins ile yakınlaşma içine girmesine, onları tanımasına ve dolayısı ile ergenlik döneminde kendi cinsine olan merakına cinsel dürtülerin eklenmesine yol açar.</p>
<p>-İkinci neden <strong>anne sevgisi arayışı</strong>dır. Anne ile kız çocuk arasındaki sağlıklı bir bağ kurulmuş olmasına rağmen öncesinde yaşanan herhangi bir kopukluk (annenin veya çocuğun hastanede kalması ve birbirlerinden ayrı vakit geçirmeleri gibi), kız çocuğunda bu açlığa ve dolayısı ile lezbiyenliğe sebep olabilir.</p>
<p>Üçüncü neden ise; kadının <strong>karşı cins tarafından zarara uğramış olma</strong>sıdır. Bu kişiler için lezbiyenlik bir şekilde gelecekteki olası zararlardan korunma yöntemi olabilmektedir.</p>
<p>Dördüncü faktör ise; <strong>duygusal bağımlılık</strong>tır. Eşcinsel olmayan iki kadının birbirlerinin duygularına aşırı duyarlı olmaları, birbirlerini duygusal olarak tatmin etme arzusu içerisinde olmaları sağlıksız bir ilişki şeklidir. Bu ilişki zamanla cinsel birlikteliğe dönme potansiyeline sahiptir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.escinsellik.net/escinselligin-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

